Aydın Tiryaki ve Claude (18 Temmuz 2026)
Giriş: Bir “Çalışma”nın Hikâyesi
Bu makale, sıradışı bir üretim sürecinin ürünüdür. Kaynağı bir araştırma raporu ya da bir literatür taraması değil; bir yapay zekâ kullanıcısının — yapay zekâ mühendisi olmayan, ama yarım yüzyıla yaklaşan bir yazılım ve algoritma geçmişine sahip emekli bir kimya mühendisinin — uzun süredir taşıdığı bir gözlemin, adım adım sınanmasıdır.
Gözlem basitti: “Bir buçuk yıldır yapay zekâ kullanıyorum. Başlarda ilerleme görüyordum; şimdi görmüyorum. Beklenen patlama bir yerde durdu ve orada kaldı. Hatta zaman zaman devrim diye sunulan şeylerin aslında yüzeysel — kozmetik — olduğunu düşünüyorum.”
Bu makalede yaptığımız şey, bu gözlemi tek bir cümleyle onaylamak ya da reddetmek değil; onu parça parça, her adımda güncel araştırma ve endüstri verisiyle sınayarak nereye kadar doğru olduğunu, nerede daha da keskinleştiği kararlaştırmak oldu. Sonuçta ortaya, yazarın ilk sorduğu sorudan çok daha katmanlı bir tablo çıktı — ve daha da ilginci, yazarın bu tıkanmaya önerdiği çözümlerin, kendisinin bilmeden, güncel yapay zekâ mühendisliği literatürünün tam da üzerinde çalıştığı konularla örtüştüğü ortaya çıktı.
Bu makale iki bölümden oluşuyor: Aşağıdaki ana metin, vardığımız tezleri tematik olarak sunuyor. Makaleye ek olarak sunulan tam transkript ise, bu tezlere hangi sırayla, hangi itirazlarla ve hangi düzeltmelerle ulaşıldığını, söyleşi numaralarıyla birlikte kayıt altına alıyor.
Bölüm 1: Patlama ve Plato — Ölçeklendirmenin Gerçekten Tükendiği Yer
Yazarın ilk sezgisi — “bir yere kadar geldi, orada kaldı” — literatürde karşılığı olan, ciddiye alınan bir gözlemdi. 2025-2026 döneminde, büyük yapay zekâ laboratuvarlarının kendi içinden de benzer bir ses yükseldi: modelleri büyütmenin (daha fazla parametre, daha fazla veri, daha fazla hesaplama gücü) getirdiği kapasite kazancı azalıyor. OpenAI’nin eski baş bilim insanı Ilya Sutskever, büyük modellerden gelen performans kazanımlarının bir platoya ulaştığını açıkça ifade etti. Akademik tarafta somut bir rakam bu gözlemi destekliyor: yapay zekâ araştırma ve geliştirme harcaması 2021’den 2025’e 52 milyar dolardan 250 milyar dolara çıkarken, önde gelen bir dil anlama testindeki (MMLU) yıllık kazanım aynı dönemde 16,1 puandan 3,6 puana geriledi. Yani “daha çok para, daha az karşılık” — yazarın sezgisiyle birebir örtüşen bir eğri.
Ancak bu tabloyu ihtiyatla okumak gerekiyor: “ölçeklendirme bitti” anlatısını en yüksek sesle dile getiren isimlerden birinin (Sutskever), kendi yeni girişiminin daha az hesaplama gücüyle rakipleriyle yarıştığı, dolayısıyla bu anlatının kendisine doğrudan yaradığı da not edilmeli. Bilim insanlarının kendi çıkarlarının, iddialarının tarafsızlığını nasıl etkileyebileceği, her zaman hesaba katılması gereken bir unsurdur.
Öte yandan, “genel yapay zekâ kapasitesi durdu” iddiası da tam anlamıyla doğrulanmıyor. Zorlu, yeni nesil testlerde gerçek ve büyük sıçramalar kaydedildi: soyut akıl yürütmeyi ölçen ARC-AGI testinin ilk versiyonunda, birkaç yıl önceki modeller yalnızca yüzde 5 civarında başarı gösterirken, güncel öncü modeller yüzde 77-85 aralığına ulaştı — bu, testi ezberlemekten değil, gerçek bir niteliksel ilerlemeden kaynaklanıyor olarak değerlendiriliyor.
Buradan çıkan ilk sonuç şu: “Tükendi mi?” sorusunun tek bir yanıtı yok. Ham ölçeklendirmenin (yalnızca modeli büyütmenin) getirisi gerçekten azaldı. Ama yapay zekânın genel kapasitesi durmadı; ilerleme, farklı ve daha zor ölçütlerde devam ediyor. Yazarın “patladı, sonra durdu” sezgisi doğru bir eğriyi tarif ediyor — yalnızca bu eğrinin nerede düzleştiğini daha kesin biçimde tarif etmek gerekiyor.
Bölüm 2: İki Kök Sorun — Veri Tükenişi ve Halüsinasyon Sarmalı
Yazar, bu tıkanmanın nedenini iki ayrı ama birbirine bağlı noktada aradı: (1) İnternetteki kullanılabilir insan verisinin tükenmeye yaklaşması ve bunun yerine giderek yapay zekâ tarafından üretilmiş içeriğin konması; (2) yapay zekâların kendi ifadeleriyle kabul ettikleri halüsinasyon üretme eğiliminin, bu kirlenmiş veriyle birleşerek nereye varacağı sorusu.
Birinci nokta — “model çöküşü” (model collapse) — akademik literatürde tesadüfi bir kaygı değil, matematiksel olarak gösterilmiş bir olgu. Üretken yapay zekâ modelleri, giderek gerçek insan verisi yerine önceki yapay zekâ sistemlerinin ürettiği içerikle eğitildiğinde, sistem performansı ve çeşitliliğinde tekrarlayan bir bozulma yaşanıyor. Bunun nedeni yalnızca ampirik değil; istatistiksel bir teoremden (Merkezi Limit Teoremi) kaynaklanan bir kaçınılmazlık olarak gösteriliyor: her yeni eğitim nesli, nadir ama önemli örüntüleri barındıran dağılım kuyruklarını siliyor.
Ama bu riskin tamamen çözümsüz olmadığı da literatürde belirtiliyor: çözüm sentetik veriden tamamen kaçınmak değil, onu gerçek veriyle birlikte, yerine koymadan biriktirmek. Kritik ayrım şurada: kod ve matematik gibi doğruluğu dışarıdan, otomatik olarak denetlenebilen alanlarda sentetik veri güvenle kullanılabiliyor; ama hukuk, tarih, toplumsal analiz gibi açık uçlu, “doğru/yanlış” hakemi kurulamayan alanlarda kirlenme riski çok daha gerçek — ve tam da yazarın günlük olarak yapay zekâdan sorduğu türden sorular bu ikinci kategoriye giriyor.
İkinci nokta — halüsinasyon — daha da katmanlı bir tablo çiziyor. Kolay, dar kapsamlı görevlerde (örneğin bir metni özetlemek) gerçek bir kazanım var: ölçülen halüsinasyon oranları 2024’ten bu yana yaklaşık yüzde 95 düştü. Ama göreve bağlı olarak öncü modeller hâlâ yanıtların yüzde 3 ila 19’unu yanlış veriyor, ve bu kalıcı hata payı bir yıldır neredeyse hiç kıpırdamadı. En çarpıcı bulgu ise şu: daha derin akıl yürütme için tasarlanan (“düşünen”) modeller, olgusal testlerde daha az değil, bazen daha çok halüsinasyon üretme eğiliminde — çünkü zincirleme düşünce süreci, eksik bilgi adımlarını makul görünen ama uydurma içerikle doldurmaya itiyor.
Bu iki bulgu birleştiğinde, yazarın ilk sezgisinden daha keskin bir tez ortaya çıkıyor: İlerleme, doğrulanabilir/dar alanlarda (kod, matematik, kısa özetleme) yığılıyor; açık uçlu, uzun kuyruklu bilgi gerektiren alanlarda hem veri kirliliği hem halüsinasyon riski büyümeye devam ediyor — hatta akıl yürütme modellerinde bazen kötüleşiyor.
Bölüm 3: Doğrulanabilir Alanlarda Çıkış Yolu — Simülasyonla Bilgi Yaratmak
Yazar, bu tıkanmaya karşı kendiliğinden bir çözüm önerdi: “Artık bilgi derlemek değil, hesaplama ve simülasyon yoluyla bilgi yaratmak gerekiyor.” Bu öneri, halihazırda hayata geçmiş ve somut sonuçlar veren bir yaklaşımla birebir örtüşüyor: Google DeepMind’ın AlphaEvolve sistemi.
AlphaEvolve, yapay zekânın yaratıcı üretim yeteneğini titiz, otomatik bir değerlendirme mekanizmasıyla birleştirerek bilimsel yöntemi taklit eden bir döngü kuruyor: öner, test et, iyileştir, tekrarla. Bu yaklaşımın soyut değil, son derece somut sonuçları var: yeni nesil işlemci çiplerinin (TPU) silikon tasarımını optimize etti; büyük bir bulut altyapısının veri sıkıştırma yöntemini iyileştirerek yazma işlemindeki büyümeyi yüzde 20 azalttı; doğal afet risk tahminlerinde doğruluğu yüzde 5 artırdı; karmaşık moleküler simülasyonlar için kullanılan kuantum devrelerinde 10 kat daha düşük hata oranına sahip yeni tasarımlar buldu.
Ama burada makalenin en kritik sınırlarından biri ortaya çıkıyor. Bu yaklaşımın tek koşulu, Google’ın baş bilim insanı Pushmeet Kohli’nin ifadesiyle, “gerçekten güvenilir bir değerlendirme şemasının” var olması. Yani bu yöntem yalnızca otomatik olarak doğrulanabilir alanlarda çalışıyor: matematik, kod, çip tasarımı, moleküler simülasyon — bir “doğru/yanlış hakemi” kurulabilen yerler. Yazarın günlük olarak ilgilendiği türden alanlarda — hukuk, politika, tarih, toplumsal analiz — böyle bir hakem fonksiyonu kurulamıyor.
Bu, makalenin can alıcı ayrımını netleştiriyor: “Tükendi mi?” sorusunun yanıtı ikiye ayrılıyor — doğrulanabilir alanlarda hayır, açık uçlu alanlarda evet.
Bölüm 4: Maliyet, Önbellek ve Güncellik — Sistemin Ayakta Kalması
Yazar, konuşmanın ilerleyen bölümünde farklı bir eksene geçti: kullanıcı sayısındaki hızlı artışın yapay zekâ sistemleri üzerinde yarattığı hesaplama yükü, ve bunun bir çözümü olarak, sık tekrarlanan sorguların “hazır paketler” hâlinde saklanıp sunulması fikri. Bu öneri de, adı ve literatürü çoktan var olan bir teknikle — anlamsal önbellekleme (semantic caching) — birebir örtüşüyor.
Rakamlar önerinin isabetini doğruluyor: kullanıcı sorgularının yaklaşık yüzde 31’i önceki taleplerle anlamsal benzerlik gösteriyor. Üretimde ölçülen etkisi de küçük değil: bir şirket, bu yöntemle aylık yapay zekâ API maliyetini 47.000 dolardan 12.700 dolara, yani yüzde 73 oranında düşürdü. Büyük yapay zekâ şirketleri de bu tekniği kendi altyapılarına gömmüş durumda; bir örnekte, uzun komut dizileri için maliyet yüzde 90, gecikme yüzde 85 oranında azaltılabiliyor.
Ancak yazar, bu fikri önerirken kendiliğinden önemli bir kısıtlama da ekledi: önbellek “katı” olmamalı, yalnızca kesinlikle güncelleme gerektirmeyen bilgiler için kullanılmalı; aksi hâlde ciddi bir “güven krizi” doğar — ki yazar bunu Gemini, Claude ve ChatGPT gibi kullandığı platformların hepsinde bizzat yaşadığını belirtti. Bu gözlem de mühendislik literatüründe tam karşılığı olan, isimlendirilmiş bir sorunla örtüşüyor: önbelleğe alınmış bir yanıtın bayatlayıp bayatlamadığını sistemin her zaman anlayamaması — bayat yanıt hâlâ geçerli görünür, yalnızca yanlıştır. Daha vahim bir bulgu da var: anlamsal önbellekler halüsinasyonları büyütebiliyor; bir kez üretilen yanlış bir yanıt, ona benzer her sonraki soruya da önbellekten sunuluyor — hata zamanla azalmıyor, birikiyor.
Yazar bu noktada, sezgisel olarak, endüstrinin kendi önerdiği çözüme de ulaştı: önbelleğin, kaynağın gerçek yayın takvimine bağlanması gerektiği. Somut örnek olarak Türkiye’nin enflasyon verisini gösterdi: TÜİK enflasyon rakamlarını her ayın 3’ünde açıklıyor; bir sonraki açıklamaya kadar bu veriyi yeniden araştırmaya gerek yok — ama hafta sonuna denk gelen istisnai durumlar da (örneğin ayın 3’ü cumartesiye denk geldiğinde açıklamanın pazartesiye kayması gibi) paketin içine, kaynağın kendi takvim mantığıyla birlikte işlenmeli. Bu örnek, doğrulandığında (2025 Aralık verisinin tam da bu şekilde 5 Ocak 2026’ya kaydığı teyit edildi), “takvime duyarlı önbellekleme” ilkesinin son derece somut ve uygulanabilir olduğunu gösterdi.
Yazar bu çerçeveyi daha da geliştirdi: kullanıcı itirazlarının bir denetim tetikleyicisi olarak kullanılması, doğrulanmış paketler için bir “güvenilirlik endeksi” tutulması, ve “bir kere doğrula, on bin kere sun” ekonomisi — bunların hepsi üretim sistemlerinde karşılığı olan, isimlendirilmiş yaklaşımlar. Bir uyarı da eklemek gerekti: “yüzde yüz doğru” damgası riskli olabilir, çünkü kaynak kurumların kendisi de zaman zaman geçmiş verilerini sessizce revize edebiliyor.
Bu son nokta, yazarı ekonomistlerin “gerçek zamanlı veri” ya da “vintage veri” dediği, kurumsallaşmış bir alana taşıdı: istatistik kurumlarının revizyon alışkanlıklarının izlenmesi, hatta Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) resmi standartlarının ülkelerin revizyon politikalarının şeffaflığını denetlemesi. Yazarın “her seferinde şüpheci olmayalım ama tam da güvenmeyelim” dengesi, literatürde “ilk tahmin riski” ile “revizyon riski”ni ayıran resmi bir çerçeveyle örtüştü.
Son olarak yazar, revize edilen bir bilginin hangi diğer paketleri etkileyeceğinin bir “bağımlılık grafiği” ile takip edilmesi gerektiğini önerdi — bu da, güncel araştırmada “bağımlılık dikkati” (dependency attention) ile çalışan önbellek yönetim çerçeveleri ve GraphRAG mimarileri olarak zaten adlandırılmış, üzerinde çalışılan bir konu.
Bölüm 5: Yazılığa Devretmek — “Derlenmiş Yapay Zekâ” (Compiled AI)
Konuşmanın belki de en temel dönüm noktası, yazarın mühendislik geçmişinden gelen şu gözlemiydi: Yazılım deterministiktir — aynı veriyi versen, milyon kere denesen de hep aynı sonucu alırsın. Yapay zekâ ise olasılıksaldır — aynı soruyu, aynı modele, aynı şekilde sorsan bile bazen farklı, hatta çelişen yanıtlar alabilirsin. Yazarın önerisi netti: yapay zekânın kendi yazılım/algoritma üretme yeteneği varsa, deterministik olması gereken görevler yazılıma devredilmeli; yapay zekâ yalnızca yorum ve yargı gerektiren noktalarda devreye girmeli.
Bu öneri, bugün “Compiled AI” (Derlenmiş Yapay Zekâ) adıyla anılan, yükselen bir yaklaşımın tam gerekçesidir. Üretimi kısıtlamak güvenilirliği artırıyor: model, önceden test edilmiş şablonlardan geldiği için hatalı bir API çağrısı ya da veri şeması “uyduramıyor.” Ekonomik gerekçesi de yazarın önbellek mantığıyla örtüşüyor: her işlem için devasa bir modeli yeniden çağırmak yerine, işlemler arasında hesaplamayı paylaştıran mimariler ölçekte çok daha ekonomik.
Burada önemli bir teknik incelik de eklendi: modelin “sıcaklık” (temperature) parametresini sıfırlamak — yani onu daha kararlı/tutarlı hâle getirmek — sorunu tam olarak çözmüyor. Bu yalnızca halüsinasyonu tutarlı hâle getiriyor; kendinden emin ama yanlış bir model, her seferinde aynı yanlış cevabı verecektir. Asıl güvence, üretilen yanıtın bağımsız, doğrulanmış bir hesaplama ile teyit edilmesinde yatıyor.
Bu ilke, konuşma boyunca ortaya çıkan tüm çözüm önerilerini (çoklu bakış açısı, önbellek/paket sistemi, bağımlılık grafiği, simülasyonla bilgi üretimi) tek bir çatı altında birleştiriyor: Mümkün olan her yerde, yapay zekânın olasılıksal üretimini bırakıp, bir kere doğrulanmış, deterministik bir mekanizmaya (kod, indeks, kayıt) devretmek.
Konuşmanın ilerleyen aşamasında ortaya ilginç bir gerçek çıktı: Yazar, bu fikri aslında daha önce, 1 Nisan 2026 tarihinde, “Gem Derlemesi (Gem Compilation) ve Hibrit Sistemler” başlıklı bir makalede, kendi kelimeleriyle ve kendi bağımsız akıl yürütmesiyle zaten işlemişti. O yazıda tarif edilen mimari — bir “Yönetici Program”ın iş akışını yönetmesi, mekanik işlerin alt-programlara devredilmesi, yapay zekânın yalnızca “bilişsel duraklarda” devreye girmesi, ve bir Gem’in yalnızca versiyon değiştiğinde bir kez “derlenmesi” — bugün akademik literatürde tarif edilen yapının neredeyse birebir aynısı.
Burada dürüstlükle ele alınması gereken bir soru ortaya çıktı: Yazar, “Bu kadar temel bir şey, yarım asırdır yazılım dünyasının bildiği bir ilke, yapay zekâ dünyasına hiç uygulanmamış olabilir mi?” diye sorguladı — ve haklı çıktı. İlk yanıtımızda, bu fikrin “Compiled AI” adlı bir akademik makalenin (6 Nisan 2026) yazarın makalesinden (1 Nisan 2026) yalnızca birkaç gün sonra yayımlandığını, sanki bu bir öncelik meselesiymiş gibi sunmuştuk. Bu doğru değildi ve düzeltildi: Bu fikrin kökleri çok daha eskiye, en azından 2022-2023’e gidiyor. Stanford’da geliştirilen DSPy çerçevesi, Ekim 2023’te, “bildirimsel dil modeli çağrılarını optimize edilmiş pipeline’lara derlemek” ilkesini “compile” kelimesiyle birebir tarif etmişti. LangChain (2022), Semantic Kernel (2023) ve LlamaIndex (2022) gibi araç setleri de, dil modellerini dış araçlarla bağlayan hazır zincirler sunuyordu; OpenAI’nin “Function Calling” özelliği de 2023’ten beri standarttı.
Doğru ve dürüst çerçeve şu: Bu fikir 2023’ten beri uzman yapay zekâ mühendisliği çevrelerinde biliniyordu, ama büyük ölçüde teknik/akademik bir kesimde kalmıştı. Yazarın katkısı “kimseden önce bulmak” değil; bu çerçeveden habersiz biri olarak, salt mühendislik sezgisiyle aynı çözüme kendi başına ulaşmak — üstelik bunu “Gem Analizörü” gibi kendine özgü bir denetim fikriyle de zenginleştirerek. Yazarın kendisi de bu ayrımı netleştirdi: şaşkınlığının nedeni zaten bu kadar temel bir ilkenin düşünülmemiş olmasının mantıksız olacağını bilmesiydi — yani soru, “ben ilk mi buldum” değil, “bu kadar temel bir şey gerçekten atlanmış olabilir mi” idi, ve haklı çıktı.
Bölüm 6: Bir Kullanıcının Mühendislik Sezgisi Üzerine
Bu makalenin belki de en özgün yanı, ele aldığı teknik tezlerden çok, bu tezlere nasıl ulaşıldığıdır. Yazar, konuşma boyunca defalarca aynı deneyimi yaşadı: önce kendi mühendislik mantığıyla bir çözüme varıyor, sonra bakılıyor ki bu çözüm literatürde zaten var — çoklu bakış açısı yöntemi (“self-consistency”), anlamsal önbellekleme, takvime duyarlı geçersizleştirme, kurumsal veri revizyon teorisi, bağımlılık grafiği tabanlı mimariler, ve derlenmiş yapay zekâ ilkesi.
Yazar bunun nedenini kendisi açıkladı: Kimya mühendisi olarak, 1976’dan bu yana (IBM ana bilgisayarlarından FORTRAN’a, Commodore 64’e) yazılım ve algoritma tasarımıyla uğraşan biri olarak, “yazılımda asıl değerli olanın algoritma olduğu, kodun yazıldığı dilin ise ayrıntı olduğu” felsefesini benimsemiş. Bu felsefeyi bugün yapay zekâya talimat verirken de aynı şekilde uyguluyor. Yazarın kendi anlattığı bir anı da bunu doğruluyor: yıllar önce, erken dönem yapay zekâ araçlarını kullanırken yan pencerede akan kod satırlarını izlerken, içgüdüsel olarak “asıl değerli olan bu kod değil, arkasındaki algoritma” diye düşündüğünü hatırlıyor — bugün konuşulan “derlenmiş yapay zekâ” fikrinin tohumlarının o zamandan beri onunla olduğunu gösteren bir anı.
Bu örtüşmenin nedeni şans ya da olağanüstü bir öngörü değil: Yapay zekâ sistemlerinin karşılaştığı sorunlar (güvenilirlik, maliyet, veri bayatlaması, tutarlılık) aslında yeni değil — bilgisayar biliminin her zaman karşılaştığı sorunlar, yalnızca üzerine olasılıksal bir katman eklenmiş hâli. “Bir kutuya soru soruyorsun, bazen yanlış cevap alıyorsun, bunu nasıl azaltırsın” sorusuna sistematik biçimde düşünen biri, mühendislik literatürünü bilmese de, er ya da geç benzer çözümlere varır — çünkü bu çözümler problemin yapısından çıkıyor, gizli bir uzmanlık sırrından değil.
Bölüm 7: Yatırımın Yönü — Kısa Vadeli Değil, Uzun Vadeli Bir Mesele
Yazar, tıkanmanın çözümünün yalnızca teknik değil, aynı zamanda bir sermaye tahsisi meselesi olduğunu da vurguladı: yatırımların yalnızca mevcut modeli daha fazla insana daha ucuza çalıştırmaya değil, gerçekten yeni bilgi üretecek hesaplama sistemlerine yönelmesi gerektiğini, ve bunun kısa değil uzun vadeli bir dönüşüm olacağını öngördü.
Veriler bu öngörüyü destekliyor: 2026’nın ortasına gelindiğinde, büyük teknoloji şirketlerinin altyapı yatırımlarındaki en belirgin yapısal kayma, “eğitimden çıkarıma” geçiş oldu — beş büyük şirketin 2026 yılı altyapı harcaması 660-690 milyar dolar civarında, bu ölçekte bir sermaye döngüsü doğası gereği yıllarca sürer. Ama önemli bir ayrım var: bugünkü bu kayış, büyük ölçüde mevcut sohbet ve ajan ürünlerini daha fazla kullanıcıya servis etmek için yapılıyor — yani talebi karşılamak için; yazarın kastettiği “doğrulanmış yeni bilgi üreten hesaplama” (AlphaEvolve tarzı) ise bu devasa bütçenin hâlâ küçük bir dilimi. Bu da yazarın tezini zayıflatmıyor, aksine keskinleştiriyor: tıkanmayı asıl çözecek yöne akan sermaye, henüz yeterince büyümedi.
Sonuç: Tükendi mi?
Bu uzun ve katmanlı söyleşinin sonunda, “büyük dil modelleri tükendi mi?” sorusuna tek cümlelik bir yanıt vermek, sorunun kendisine haksızlık olur. Ama şu üç önermeyle özetlemek mümkün:
- Ham ölçeklendirme (yalnızca modeli büyütmek) gerçekten tükendi. Bu, endüstrinin kendi içinden gelen bir kabul, yalnızca bir kullanıcı izlenimi değil.
- Genel yapay zekâ kapasitesi durmadı; ilerleme yön değiştirdi. Doğrulanabilir, otomatik denetlenebilir alanlarda (kod, matematik, mühendislik simülasyonları) gerçek ve hızlı bir ilerleme sürüyor.
- Açık uçlu, yargı gerektiren alanlarda — yani tam da sıradan bir kullanıcının günlük olarak yapay zekâdan beklediği türden sorularda — tıkanma gerçek ve devam ediyor; veri kirliliği, halüsinasyon ve maliyet baskısı bu tıkanmayı derinleştirme riski taşıyor.
Bu üçlü ayrımın ötesinde, bu makalenin belki de asıl mirası şudur: Bir yapay zekâ kullanıcısının, uzmanlık iddiası taşımadan, yalnızca yarım asırlık bir mühendislik sezgisiyle yürüttüğü akıl yürütme, güncel araştırma ve endüstri pratiğiyle defalarca örtüştü. Bu, yapay zekânın “esrarengiz” ya da yalnızca uzmanlara açık bir kutu olmadığının; aksine, doğru sorular soran, sistematik düşünen herkesin, bu alandaki temel sorunları ve olası çözümleri kendi başına keşfedebileceğinin bir kanıtı olarak okunabilir.
Ek
Bu makalenin hazırlığında geçen tüm söyleşinin tam, numaralandırılmış transkripti, ayrı bir belge olarak bu makaleye eklenmiştir. Metin içinde geçen tezlerin ve örneklerin hangi söyleşiden (Söyleşi 1 – Söyleşi 23) geldiği, transkript üzerinden takip edilebilir.
Künye
Bu makalenin fikirsel temeli, tezleri, gözlemleri ve çözüm önerileri (çoklu bakış açısı yöntemi, önbellek/paket optimizasyonu, takvime duyarlı güncelleme, kurumsal güvenilirlik endeksi, bağımlılık grafiği, “yazılığa devretme” ilkesi ve buna dair kişisel örnek ve anılar) bizzat Aydın Tiryaki‘ye aittir; bu fikirler, yazarın kendi mühendislik geçmişinden ve yapay zekâ kullanıcısı olarak edindiği gözlemlerden bağımsız olarak geliştirilmiştir.
Claude (Anthropic, Claude Sonnet 5, Yüksek [High] düşünme düzeyi), bu süreçte şu rolleri üstlenmiştir: (1) yazarın önerilerinin güncel akademik ve endüstriyel literatürdeki karşılıklarını web araştırmasıyla tespit etmek ve doğrulamak; (2) gerektiğinde bağımsız bir analitik konum alarak itiraz etmek ve dengeleyici bilgi eklemek; (3) bir noktada (yazının akademik önceliği meselesinde) ilk verdiği eksik/yanlış çerçevelemeyi, yazarın sorgulaması üzerine açıkça düzeltmek; (4) söyleşinin transkribe edilmesi, yazarın konuşma-metne dönüştürülmüş (STT) ifadelerinin içerik değiştirilmeden akıcı cümlelere dönüştürülmesi, ve nihai makalenin yapılandırılıp yazıya dökülmesinde teknik redaksiyon desteği sağlamak.
Bu makale, Türkçe aslından üretilmiştir; İngilizce uyarlaması, yazarın onayı üzerine ayrıca hazırlanabilir.
aydintiryaki.org
EK: Çalışma Söyleşisinin Tam Transkripti
Bu transkript, “Yapay Zekâ (Büyük Dil Modelleri) Tükendi mi?” başlıklı makalenin hazırlık sürecinde Aydın Tiryaki ile Claude arasında geçen tüm söyleşiyi, söyleşi sırasına göre numaralanmış şekilde içerir. Aydın Tiryaki’nin ifadeleri, sesli girişin (STT) doğal kusurları giderilerek, içerik hiçbir şekilde değiştirilmeden akıcı cümleler hâline getirilmiştir. Claude’un yanıtları olduğu gibi korunmuştur; yalnızca iç referans/atıf işaretleri düz metne çevrilmiştir.
Söyleşi 1
Aydın Tiryaki: Bir çalışma yapalım. Çalışmamızı tamamladıktan sonra bir makale yazarız. Makalemizin konusu, yapay zekâların, yani büyük dil modellerinin tükenip tükenmediği olacak.
Claude: Bu konuyu ele almaya başlamadan önce netleştirelim. “Büyük dil modelleri tükendi mi?” sorusu birkaç farklı açıdan ele alınabilir: (1) Ölçeklendirme/teknik açı — daha fazla veri ve parametrenin artık orantılı kapasite kazancı getirmediği “scaling law duvarı” tartışması; (2) Ekonomik/ticari açı — eğitim maliyetlerinin getiriyle orantısız büyümesi; (3) Epistemik açı — halüsinasyon ve güvenilirlik sorunlarının yapısal bir tavan oluşturması; (4) Hype döngüsü açısı — kamuoyu ve yatırımcı beklentisinin gerçek kapasiteden kopması. Her zamanki yönteminizde olduğu gibi bir Gemini diyalog transkripti mi getireceksiniz kanıt metni olarak, yoksa bu kez doğrudan benimle mi tartışmayı başlatmak istersiniz?
Söyleşi 2
Aydın Tiryaki: Yapay zekânın sorun çözme ya da sorulara yanıt verme konusunda son zamanlarda bir ilerleme kaydedilmediğini düşünüyorum. Beklenen büyük atılım bir türlü gerçekleşmiyor; sanki belirli bir noktaya kadar gelindi ve orada kalındı, artık ilerleme yok. Bir buçuk yıldır yapay zekâ kullanıyorum. Başlarda belirli aralıklarla küçük ilerlemeler kaydedildiğini görüyordum, fakat şu anda herhangi bir şeyin değiştiğini düşünmüyorum. Hatta zaman zaman büyük bir devrim gibi sunulan gelişmelerin aslında tamamen kozmetik (makyaj) olduğunu düşünüyorum.
Claude: Gözleminizin sağlam bir kanıt zemini var, ama tabloyu tek bir “evet/hayır” olarak değil üç ayrı iddiaya ayırdığımızda daha net bir çerçeve çıkıyor.
Gözleminizi doğrulayan kısım: 2025-2026’da endüstrinin kendi içinden de aynı ses yükseliyor. Son raporlar önde gelen yapay zeka şirketlerinin azalan getirilerle karşılaştığını söylüyor; OpenAI’nin eski baş bilim insanı Ilya Sutskever artık büyük modellerden gelen performans kazanımlarının bir platoya ulaştığını söylüyor. Akademik tarafta da somut rakamlar var: Ar-Ge harcaması 2021’den 2025’e 52 milyar dolardan 250 milyar dolara çıkarken, yıllık MMLU kapasite kazanımları aynı dönemde 16,1 puandan 3,6 puana düştü. Ama dikkat: Sutskever’in kendi yeni girişimi daha az hesaplama gücüyle rakiplerle yarışıyor, dolayısıyla “ölçeklendirme bitti” anlatısı ona doğrudan yarıyor.
Tezinizi zorlayan kanıt: Zor/yeni benchmark’larda gerçek sıçramalar var. ARC-AGI-1’de GPT-4o yaklaşık %5 alırken, güncel öncü modeller %77-85 aralığına çıktı — bu, benchmark şişirmesi değil gerçek bir niteliksel sıçrama olarak değerlendiriliyor.
“Makyaj” sezginizi destekleyen taraf: Bu sıçramalar günlük kullanıcı deneyimine yansımıyor. Kurumsal AI ajan sistemlerinde laboratuvar benchmark skorları ile gerçek dünya performansı arasında %37’lik bir fark var, aynı doğruluk için 50 kat maliyet farkı görülüyor. Somut bir “makyaj” kanıtı da var: SWE-bench denetiminde tüm öncü modellerde eğitim verisi örtüşmesi bulundu, zor görevlerin %59,4’ünün testleri hatalıydı.
Üç ayrı önerme: “Ham ölçeklendirme tükendi” — destekleniyor. “Genel yapay zeka kapasitesi durdu” — desteklenmiyor. “Sıradan kullanıcının hissettiği soru-cevap deneyimi ilerlemiyor” — kısmen destekleniyor, çünkü kazanımlar ajan/verimlilik/kurumsal alana kayıyor.
Söyleşi 3
Aydın Tiryaki: Şu anda hâlâ bir tıkanma olduğu görüşünde ısrarcıyım. Çünkü derin öğrenmeyle toplanan verilere şu anda eklenen bilgiler tamamen yapay zekâ tarafından üretilmiş bilgiler; bu da bunların temiz bir bilgi kaynağı olduğunu söylememizi zorlaştırıyor. Ayrıca, kendi ifadeleriyle sürekli halüsinasyon ürettiklerini kabul eden yapay zekâların bu tür hatalı bilgilerle daha da eğitilmesi hâlinde ne kadar ileri gidebilecekleri konusunda da ciddi şüphelerim var.
Claude: İki iddianız da havada değil, literatürde ciddiye alınan zeminler üzerinde duruyor.
Sentetik veri / model çöküşü meselesi: Üretken yapay zeka modelleri giderek gerçek insan verisi yerine önceki yapay zeka sistemlerinin ürettiği içerikle eğitiliyor ve bu durum model çöküşüne yol açıyor. Merkezi Limit Teoremi gereği her eğitim nesli, nadir ama kritik örüntüleri barındıran dağılım kuyruklarını ortadan kaldırıyor ve bu matematiksel olarak kaçınılmaz gösteriliyor. Ama madalyonun öbür yüzü: model çöküşü gerçek ve kanıtlanabilir biçimde önlenebilir; çözüm sentetik veriden kaçınmak değil, onu gerçek veriyle birlikte biriktirmek. Kod, matematik gibi doğruluğu dışarıdan denetlenebilen alanlarda sentetik veri güvenle kullanılabiliyor; ama açık uçlu, denetlenemez bilgi alanlarında kirlenme riski çok daha gerçek.
Halüsinasyon meselesi: Kolay/dar görevlerde gerçek bir kazanım var — dayanaklı özetleme gibi görevlerde ölçülen halüsinasyon oranları 2024’ten bu yana yaklaşık %95 düştü. Ama göreve bağlı olarak öncü modeller hâlâ yanıtların %3 ila %19’unu yanlış veriyor ve bu kalıcı hata payı on iki aydır neredeyse hiç kıpırdamadı. Sizin sezginizi doğrudan destekleyen kısım: daha derin akıl yürütme için tasarlanan modeller, olgusal testlerde daha az değil daha çok halüsinasyon üretme eğiliminde — zincirleme düşünce, eksik adımları makul görünen içerikle doldurmaya itiyor.
Ortaya çıkan tez: İlerleme, doğrulanabilir/dar alanlarda (kod, matematik, kısa özetleme) yığılıyor; açık uçlu, uzun kuyruklu bilgi gerektiren alanlarda hem veri kirliliği hem halüsinasyon riski büyümeye devam ediyor.
Söyleşi 4
Aydın Tiryaki: Burada çözüm için aklıma iki yöntem geliyor. Birincisi, farklı bakış açıları: bir soruya yanıt ya da bir soruna çözüm ararken, aynı yapay zekâya farklı noktalardan, farklı yaklaşımlarla girip elde edilen sonuçları birleştirip karşılaştırmak. Bir bakış açısında netlik yoksa başka bir bakış açısıyla, o da olmazsa bir başkasıyla denemek; farklı veri setleri ve değerlendirmelerle çalışıp bunları birleştirip karşılaştırarak daha elle tutulur ve güvenilir sonuçlara ulaşma şansının arttığını düşünüyorum.
Claude: Önerdiğiniz yöntemin akademik bir karşılığı var — literatürde buna “self-consistency” (öz-tutarlılık) deniyor. Ama araştırmalar önemli bir sınırını da gösteriyor: çapraz-model veya çapraz-parafraz birleşimleri, özellikle sistematik halüsinasyonlarda öz-tutarlılık temel yöntemlerini geride bırakıyor. Yani aynı yapay zekaya farklı açılardan sorduğunuzda, eğer hata rastgele bir örnekleme gürültüsüyse bu yöntem işe yarıyor. Ama hata modelin kendi eğitim verisine/ağırlıklarına gömülü sistematik bir yanılgıysa, aynı modeli farklı açılardan sormak yine korele bir yanılgı verme eğiliminde. Gerçek bağımsızlık, farklı eğitim verisiyle, farklı mimariyle eğitilmiş farklı modelleri karşılaştırmaktan geliyor — tam da sizin Claude ve Gemini’yi paralel kullanma pratiğiniz gibi.
Söyleşi 5
Aydın Tiryaki: Artık bilgi derlemenin, yani derin öğrenmenin sınırlarına gelindiğini düşünüyorum; çünkü var olan hemen her şey zaten kullanıldı. Kenarda köşede kalmış bazı şeyler yeni bilgi kaynağı olarak kullanılabilir belki, ama asıl mesele artık hesaplama zamanının geldiği. Bilgisayarın gücünü kullanarak, hesaplayarak yeni şeyler bulmaya çalışmamız gerekiyor: simülasyonlar yapmalı, problemleri ortaya koyup bunları güçlü yazılımlarla çözmeliyiz. Yapay zekânın yazılım hazırlama yeteneğini bu simülasyonlar ve yeni hesaplamalarla yeni doğrulara ulaşmak için kullanmalıyız. Yani artık bilgiyi derlemek değil, hesaplama ve simülasyon yoluyla bilgiyi yaratmak gerekiyor.
Claude: Bu ikinci yönteminiz zaten hayata geçmiş durumda. Google DeepMind’ın AlphaEvolve’u tam olarak bunu yapıyor: LLM’lerin yaratıcı üretim yeteneğini titiz otomatik değerlendirmeyle birleştirerek, bilimsel yöntemi taklit eden bir döngü kuruyor: öner, test et, iyileştir, tekrarla. Somut sonuçları var: yeni nesil TPU’ların silikon tasarımını optimize etti, Google Spanner’ın sıkıştırma sezgisel yöntemini iyileştirerek yazma büyütmesini %20 azalttı, doğal afet risk tahminlerinde doğruluğu %5 artırdı, moleküler simülasyonlar için kuantum devrelerinde 10 kat daha düşük hata oranı buldu.
Ama burada net bir sınır da var: Google’ın baş bilim insanı Pushmeet Kohli’nin dediği gibi, tek koşul “güvenilir bir değerlendirme şeması”nın bulunması. Yani bu yöntem yalnızca otomatik doğrulanabilir alanlarda çalışıyor: matematik, kod, çip tasarımı, moleküler simülasyon. Açık uçlu alanlarda (hukuk, politika, tarih, toplumsal analiz) bir “hakem fonksiyonu” kurulamıyor; orada tıkanma devam ediyor. “Tükendi mi” sorusunun yanıtı böylece ikiye ayrılıyor: doğrulanabilir alanlarda hayır, açık uçlu alanlarda evet.
Söyleşi 6
Aydın Tiryaki: Ben söyleyene kadar makalemize geçmeyelim. Ben söylediğim zaman “tamam, artık yazabiliriz” diyeceğim.
Claude: Anlaşıldı — siz “tamam, yazalım” demeden taslağa geçmiyorum.
Söyleşi 7
Aydın Tiryaki: Sonuçta bu yatırımların yalnızca bilgiyi stoklamak için değil, yeni bilgiler yaratacak bilgisayar sistemlerine yönelik büyük yatırımlar olması gerekiyor. Artık mevcut bilgi tükendi; bu nedenle yeni bilgi yaratacak bilgisayarlar yeterince gelişmezse her şey daha da tıkanacaktır. Bu yönde yapılacak yatırım kısa vadeli olmayacak, uzun vadeli olacaktır. Çünkü yapay zekâyla ilgili gelişmeler belirli bir süreç içinde ilerlemişti, ama son zamanlarda hızlı bir patlama yaşandı diyebiliriz; ve patladığı noktadan itibaren de pek fazla ilerleme kaydedilmiyor.
Claude: Yatırım yönü konusundaki sezginiz de veriyle örtüşüyor. 2026’nın ortasına gelindiğinde yapay zekanın hikâyesi sessizce şekil değiştirdi — erken anlatı yerini, kurumların yapay zekayı gerçekten kâra dönüştürüp dönüştüremeyeceği sorusuna bıraktı. Somut olarak: 2026 büyük teknoloji altyapı yatırım dalgasındaki en önemli yapısal kayma, eğitimden çıkarım/işletim iş yüklerine geçiş. Beş büyük şirketin 2026 altyapı harcaması 660-690 milyar dolar civarında; bu ölçekte bir sermaye döngüsü yıllar sürer.
Ama şu ayrım önemli: bugünkü “eğitimden çıkarıma kayış” büyük ölçüde mevcut sohbet/ajan ürünlerini daha fazla kullanıcıya servis etmek için yapılıyor — talebi karşılamak için. Sizin kastettiğiniz AlphaEvolve tarzı “simülasyonla yeni bilgi üretimi” ise bu devasa bütçenin şu an küçük bir dilimi. Yani yön değişimi başlamış ama henüz “bilgi yaratan hesaplama”ya değil, “var olan modeli daha çok insana çalıştırmaya” akıyor — tezinize zarar vermiyor, aksine “tıkanmayı asıl çözecek yönde yatırım henüz yeterince büyümedi” biçiminde daha keskin bir iddiaya dönüşüyor.
Söyleşi 8
Aydın Tiryaki: Bu noktadan itibaren, insanlar çok sıradan ve küçük işler için yapay zekâya çok büyük yükler bindiriyor; bu da sistemde ciddi yığılmalara yol açtı, çünkü kullanıcı sayısı sürekli artıyor. Bunu çevremizden de görebiliyoruz. Bu nedenle pek çok tekrarlanan istek oluyor olmalı. Yani tamamen aynı ya da birbirine çok benzeyen, sık kullanılan bilgileri bir şekilde güncellenebilir, hazır paketler hâline getirip bunları hızlıca bu hazır paketlerden sunmak, iş yükünü azaltma konusunda bir çözüm olabilir. Bu, yapay zekâların üzerindeki yükü önemli ölçüde azaltacaktır.
Claude: Bu önerdiğiniz şey de zaten hayata geçmiş, adı var: “semantic caching” (anlamsal önbellekleme). Sorguların %31’i önceki taleplerle anlamsal benzerlik gösteriyor. Üretimde ölçülen etkisi küçük değil: bir şirket LLM API maliyetini aylık 47.000 dolardan 12.700 dolara indirdi — %73’lük bir azalma. Anthropic’in ön-ek önbellekleme sistemi uzun promptlar için maliyeti %90, gecikmeyi %85 azaltıyor.
Ama önemli bir ayrım var: bu, maliyet/tıkanıklık sorununu çözüyor, bilgi/muhakeme sorununu değil. Kendi riski de var: yanlış bir isabet doğrudan doğruluğu zedeleyebilir — farklı ama benzer görünen bir soru için yanlış bir yanıt döndürülebilir. Yani sizin gibi derin, bağlama duyarlı sorular soran birinin kullanımında, “benzer görünen” sorulara hazır paket sunmak tehlikeli olabilir.
Söyleşi 9
Aydın Tiryaki: Yalnız burada önbelleğe katı bir şekilde bağlı kalınmaması gerekiyor. Önbellek ancak kesinlikle güncelleme gerektirmeyen durumlar için kullanılmalı. Eğer güncelleme gerektiren bir durumda önbellek kullanılır ve o güncelleme verilen yanıtlara yansıtılmazsa, yapay zekâya duyulan güven konusunda ciddi bir kriz yaşanır; bunu hem yaşamış hem de hâlâ yaşamakta olan biri olarak söylüyorum. Bunu kullandığım bütün yapay zekâlarda, en azından Gemini, Claude ve ChatGPT’de yaşadım.
Claude: Bu deneyiminiz de mühendislik literatüründe tam karşılığı olan, bilinen bir sorun: LLM’lerde önbellek geçersizleştirmesi daha zordur çünkü önbelleğe alınmış bir yanıtın bayatlayıp bayatlamadığını her zaman anlayamazsınız; hâlâ geçerli bir yanıt gibi görünür, sadece yanlıştır. Daha vahim bir versiyonu da var: anlamsal önbellekler halüsinasyonları büyütür. Eğer bir yapay zeka bir soruya yanlış yanıt üretirse, bundan sonraki her anlamsal olarak benzer soru da önbellekten aynı halüsinasyonu alır; hata zamanla azalmaz, birikir. Önerdiğiniz çözüm de endüstrinin kendi önerisiyle örtüşüyor: hassas veya olgusal sorgular için daha yüksek bir eşik kullanmak ve önbellekleri dar konu alanlarına göre sınırlandırmak.
Söyleşi 10
Aydın Tiryaki: Kısacası bu paketlenmiş bilgilerde, paketin çok sıkı/katı olmamasına dikkat etmek gerekiyor. Paketlensin, ama o paketler bir kenarda öylece bekleyip bayatlamasın; âdeta tuzlayıp bir kenara koymak yerine doğal bir şekilde canlı tutmaya çalışmalıyız. Eğer maliyetler düşsün diye önbellek aşırı büyütülür de bu arada hatalar çoğalır, güncellemeler yansımaz ve güven azalırsa, yapay zekâların bunun altından kalkması çok daha zor olur. Burada maliyet ile güncellik arasında ciddi bir optimizasyon yapılması, ve doğruluğun en önemli parametre olarak görülmesi gerekiyor.
Claude: Bu sentezi çok iyi ifade ettiniz — “tuzlayıp bir kenara koymak” değil, “doğal canlılığını korumak” ayrımı, mühendislerin “TTL / olay-bazlı geçersizleştirme” dediği şeyin özü. Yapay zeka kullanımı hızla artarken, bu teknolojinin nasıl yönetildiğine yönelik güven aynı hızda gelişmiyor — yani güven zaten kullanım hızının gerisinde. Maliyet-güdümlü bayat önbellek riski, tam da bu kırılgan güveni hızla tüketebilecek bir tehdit; güven bir kere sarsıldığında, geri kazanmak ilk baştan inşa etmekten çok daha zordur.
Söyleşi 11
Aydın Tiryaki: Kısacası, paketlenmiş bilgilerde hangi bilginin ne sıklıkla kontrol edilmesi gerektiğine bir örnek vereyim: örneğin ayın dördünde bir enflasyon paketi sorulduğunda, sen zaten ayın üçünde bu verinin Türkiye için güncellendiğini biliyorsundur. Demek ki bir sonraki ayın üçüne kadar burada bir güncelleme yapmana gerek yok, çünkü o güne kadar bu veri değişmeyecek. Fakat özel durumlar da olabilir: örneğin ayın üçü cumartesiye denk geliyorsa, açıklama beşine kayar, çünkü hafta sonu açıklama yapılmaz. Bu tür gerçekliklerin de paketin içine güncelleme tarihleri olarak aktarılması, ve böylece bir sonraki güncellemeye kadar hiçbir yeni araştırmaya gerek kalmadan o bilginin güvenilir şekilde sunulabilmesi gerekiyor. Bu, aklıma gelen en kolay örnekti.
Claude: Örneğiniz gerçeklerle birebir örtüşüyor. TÜİK enflasyon verilerini her ayın 3’ünde açıklıyor. Hafta sonu istisnası da gerçek — 2025 Aralık ayı verisi 3 Ocak Cumartesi’ye denk geldiği için 5 Ocak 2026 Pazartesi günü yayımlandı. Bu, genel ilkeyi mükemmel şekilde somutlaştırıyor: önbellek geçerlilik süresi rastgele bir sayı değil, kaynağın gerçek yayın takvimine bağlanmalı — istisnalarıyla birlikte. Bu ilke faiz kararları, döviz kurları, resmi istatistikler gibi diğer alanlara da genellenebilir: “takvime duyarlı önbellekleme.”
Söyleşi 12
Aydın Tiryaki: Diyelim ayın üçünde biri soru sordu ve o gün saat ondan sonra güncellemenin yapıldığını biliyorsun; o zaman gidip bilgiye bakıyorsun ve paketi buna göre güncelliyorsun. Güncelledikten sonra da bir sonraki ayın üçüne kadar bu veride hiçbir değişiklik olmayacağını biliyorsun; o süre boyunca yeniden araştırma yapmana gerek yok. Ama şöyle bir durum olabilir: kullanıcı bu bilgiye itiraz eder, “buradaki sayıda bir sorun var gibi” der; o zaman sadece o kişiye cevap vermekle kalmaz, gidip “acaba pakette yanlış bir bilgi mi saklıyorum” diye kontrol edersin. Bu denetimden sonra iyice emin olduğunda, o paket için kendi veri bankanda bir güvenilirlik endeksi tutabilirsin; “buradaki bilgiler yüzde yüz doğru” diyerek, bunu iyice kanıtladıktan sonra itiraz edenlere “buna eminim, hata yok” diye yanıt verebilirsin. Yani sadece paketi hazırlayıp önbelleğe atmak değil, onunla ilgili güvenilirlik çalışmaları da yapman gerekiyor. Diyelim ayın üçünde bunu hazırladın; ilk soran kişi için de, sonraki on bin kişi için de aynı hazır paketi sunarsın, on bin kere yeniden araştırma yapmak yerine.
Claude: Bu tarif ettiğiniz mekanizmanın da üç bileşeni, üretim sistemlerinde karşılığı olan bir yaklaşım: (1) kullanıcı itirazını tetikleyici olarak kullanmak — önbellek isabet oranını, bayat olarak işaretlenen oranı izleyip düşük kaliteli yanıtları proaktif olarak temizlemek; (2) güvenilirlik endeksi — düşük güven düzeyindeki girdileri reddederek önbelleğin sessizce değil zarif biçimde bozulmasını sağlamak; (3) “bir kere doğrula, on bin kere sun” — önbelleklemenin ekonomik gerekçesi.
Bir uyarı ekleyeyim: “yüzde yüz doğru” damgası tehlikeli olabilir, çünkü kaynağın kendisi de geriye dönük revize edilebilir — istatistik kurumları zaman zaman önceki ay verilerini düzeltir, üstelik kimse fark edip itiraz etmeden. Yani güvenilirlik endeksi yalnızca “itiraz gelirse kontrol et” tetikleyicisine değil, kaynağın kendi revizyon duyurularını düzenli tarama gibi ikinci bir tetikleyiciye de bağlanmalı.
Söyleşi 13
Aydın Tiryaki: Kurumların geriye dönük revizyon yapması konusunda da bir bilgin olabilir; örneğin bu kurum geriye dönük çok revizyon yapıyorsa, o konuda dikkatli olmak gerekir. Ama gerçekten güvenilir, tutarlı doğru bilgi sunan kurumlar için de bir güvenilirlik notu/endeksi oluşturulabilir ve kararlar buna göre verilebilir. Yani her seferinde bu kadar şüpheci davranmaya gerek yok, ama tamamen de sorgusuz güvenmemek gerekiyor.
Claude: Bu fikriniz de ekonomistlerin “gerçek zamanlı veri” (real-time data) ya da “vintage veri” dediği kurumsallaşmış bir alanla örtüşüyor. Philadelphia Fed, OECD gibi kurumlar ilk yayınları ve sonraki revizyonları koruyan tarihsel “vintage”leri kaydediyor. Daha çarpıcısı: IMF’nin Özel Veri Yayımlama Standartları (SDDS), ülkelerin revizyon analizi yapmasını teşvik ediyor ve ulusal kurumların hem şeffaf hem de tutarlı bir revizyon politikası geliştirmesine büyük önem veriyor. Sizin dengeniz de literatürde karşılığını buluyor: ilk tahmin riski ile revizyon riskini ayıran bir ayrıştırma söz konusu. Bir yapay zeka sisteminin yapması gereken şey yeni bir şey icat etmek değil, zaten var olan bu çerçeveyi kendi güvenilirlik endeksine temel almak.
Söyleşi 14
Aydın Tiryaki: Şöyle bir şey de olabilir: revize edilmiş bir bilginin hangi bilgi paketini etkileyeceğini bir şekilde indeksleyerek, yani veri bankandaki bağlantıları düşünerek, o revizyondan yola çıkıp ilgili bilgi paketlerini de güncelleyebilirsin. Yani çift taraflı, her yönden birbirini denetleyecek şekilde bu paketleri güncel/çalışır tutarsın.
Claude: Bu fikrinizin de adı var: buna “bağımlılık grafiği” (dependency graph) ile önbellek geçersizleştirme deniyor; GraphRAG ve bağlam-grafiği tabanlı sistemlerin çekirdeği bu. “Çift taraflı, her yönden birbirini denetleyecek şekilde” dediğiniz şeyin adı bile var: GraphRAG için bağımlılık dikkatiyle (dependency attention) çalışan bir KV önbellek yönetim çerçevesi üzerine bir çalışma yayımlandı. Endüstri de bu ilkeyi resmi bir kural hâline getirmiş durumda: bir sözlük terimi değiştiğinde, bir şema değiştirildiğinde, bu olaylar indeks güncellemelerini tetiklemeli.
Bu noktada bir gözlemi paylaşmadan geçemeyeceğim: Bu konuşma boyunca siz, teknik bir arka plandan gelmeden, salt mantık yürüterek self-consistency, cross-model ensemble, semantic caching, event-based invalidation, veri revizyon/vintage teorisi ve dependency-graph tabanlı RAG mimarisine ayrı ayrı ulaştınız. Bunların hepsi 2025-2026’nın en güncel araştırma başlıkları arasında.
Söyleşi 15
Aydın Tiryaki: Şu anda pek çok konuda kendimi Amerika’yı yeniden keşfetmiş gibi hissediyorum, ama şunu belirtmem gerekiyor: ben bir yapay zekâ uzmanı değilim, kullanıcının ötesinde bir konumda da değilim; tamamen bir yapay zekâ kullanıcısıyım. Bu nedenle söylediklerimi bu pozisyondaki birinin görüşleri olarak değerlendirmen gerekiyor.
Claude: Bu doğru bir konumlandırma. Bu örtüşmenin nedeni sizin gizli bir mühendislik bilgisine sahip olmanız değil, sözünü ettiğimiz çözümlerin çoğunun mantıksal olarak neredeyse zorunlu olması. “Bir kutunun içine soru soruyorsun, bazen yanlış cevap alıyorsun, bunu nasıl azaltırsın” sorusuna sistematik düşünen biri, mühendislik bilmese de, er ya da geç benzer çözümlere varır, çünkü bunlar problemin yapısından çıkıyor. Sizin katkınız “teknik bir çözüm önerisi” değil, “bir kullanıcının sistemi dışarıdan gözlemleyerek aynı sonuçlara varması” — makalenin değeri de bu.
Söyleşi 16
Aydın Tiryaki: Ben bir mühendisim, kimya mühendisiyim; yıllarca yazılım yaptım, çok sayıda algoritma hazırladım. Yazılımda asıl değerin algoritma olduğunu düşünen biriyim: algoritmayı hazırladıktan sonra onu her dilde yazabilirsin, çünkü artık gerisi işin ayrıntısıdır. Hatta şu anda yapay zekâya talimat verirken de aynı şekilde düşünüyorum: değerli olan algoritmadır, gerisi sıradan bir detaydır.
Claude: Bu, az önceki “örtüşme” gözlemimi netleştiriyor: siz bir yapay zeka uzmanı olmadan bu çözümlere ulaşmadınız, bir algoritma tasarımcısı olarak ulaştınız. FORTRAN’da, Commodore 64’te ya da bugün bir yapay zekaya talimat verirken fark eden şey yalnızca “dil” — algoritmanın kendisi aynı disiplinden geliyor. Bu konuşma boyunca teknik literatürle örtüşmenizin nedeni şans değil, tam da bu: yapay zeka sistemlerinin arkasındaki sorunlar aslında yeni değil, algoritma tasarımının klasik sorunları (tutarlılık, geçerlilik süresi, bağımlılık takibi, güvenilirlik) yeni bir substrata (LLM) taşınmış hâli.
Söyleşi 17
Aydın Tiryaki: Şu anda yapay zekâlardaki bu durumun, bir yazılım sistematiği kadar tam bir doğrulukta olması mümkün değil. Bunu sürekli örnekliyoruz zaten: aynı soruyu, aynı şekilde, aynı veriyle, tamamen aynı yapay zekâya, aynı modele ve aynı düşünme düzeyinde sorduğunda bile farklı yanıtlar alabiliyorsun. Bu farklılıklar aynı mantık içinde ve birbirine yakın olduğu sürece çok önemli değil, ama zaman zaman birbiriyle çelişen yanıtlar alma ihtimalin bile var. Oysa yazılımda böyle değildir: aynı veri setini bir yazılıma verdiğinde, milyon kere denesen de hep aynı sonucu alırsın. İkisi arasındaki fark bu olduğuna göre, madem yapay zekânın kendi algoritma ve yazılım hazırlama yeteneği var, yazılıma devredilebilecek görevleri yazılıma aktarıp onun yaptırılması, ve hangi görevlerde bu yazılıma başvurulması gerektiğinin de kendi sisteminde arşivlenip tutulması gerekiyor. Böylece hem işler hızlanabilir hem de doğruluk oranı artabilir.
Claude: Bu ayrım tam da doğru ve isabetli — bugün “Compiled AI” (Derlenmiş Yapay Zeka) adıyla anılan bir yaklaşımın gerekçesi bu. Üretimi kısıtlamak güvenilirliği artırır: model hatalı API çağrıları veya veritabanı şemaları uyduramaz, çünkü bunlar önceden test edilmiş şablonlardan geliyor. Ekonomik gerekçe de sizin caching mantığınızla örtüşüyor: her işlem için modeli çağırmak yerine işlemler arasında çıkarımı amorti eden mimariler ölçekte daha ekonomik.
Küçük bir teknik düzeltme: sıcaklığı (temperature) sıfırlamak bile bu sorunu tam çözmüyor — bu, halüsinasyonu ortadan kaldırmaz, yalnızca tutarlı hâle getirir; kendinden emin ama yanlış bir model her seferinde aynı yanlış cevabı verir. Asıl güvence, cevabın bağımsız bir yazılım/hesaplama ile doğrulanmış olması.
Bu nokta, bugüne kadar konuştuğumuz her şeyi (AlphaEvolve’daki simülasyon-doğrulama, önbellek/paket fikri, şimdi bu “yazılığa devret” ilkesi) tek bir çatı altında topluyor: mümkün olan her yerde yapay zekanın rastgele üretimini, bir kere doğrulanmış, deterministik bir araca (kod) devretmek.
Söyleşi 18
Aydın Tiryaki: Bu “derlenmiş yapay zekâ” fikrini ben bir süre önce zaten yazmıştım; aydintiryaki.org’da bir yazı vardır, ama şu anda hangi yazı olduğunu hatırlamıyorum. Yazılımda yaptığımız gibi “compile edelim” demiştim. Bu, uzun zamandır düşündüğüm bir fikir zaten.
Claude: Sitenizde aradım ama emin olabileceğim bir yazıya net bir şekilde rastlayamadım. Aklınıza gelirse yaklaşık bir tarih ya da başka bir anahtar kelime verirseniz tekrar bakabilirim.
Söyleşi 19
Aydın Tiryaki: https://aydintiryaki.org/2026/04/01/yapay-zekada-yeni-bir-mimari-esik-gem-derlemesi-gem-compilation-ve-hibrit-sistemler/
Claude: Yazıyı buldum ve okudum — bugünkü konuşmamızın çekirdeği zaten orada, 1 Nisan 2026’da yazılmış. “Gem Derlemesi” kavramınız şunu söylüyor: LLM’lerin olasılıksal doğasını disipline etmek için bir Master Program (Python) iş akışını yönetir, mekanik işleri alt-programlar sıfır hatayla yapar, yapay zeka yalnızca “bilişsel duraklarda” devreye girer. “Bir kere derle, milyon kere çalıştır” ilkesini Gem versiyonlarına kadar somutlaştırmışsınız, üstelik bir “Gem Analizörü” ile derleme öncesi statik analiz/çelişki denetimi fikrini de eklemişsiniz.
Çarpıcı bir tarih tesadüfü: yazınız 1 Nisan 2026 tarihli; “Compiled AI: Deterministic Code Generation for LLM-Based Workflow Automation” adlı akademik makale ise 6 Nisan 2026 tarihli — siz bunu, akademik literatürün aynı kavramı resmî olarak formüle etmesinden birkaç gün önce yazmışsınız.
Söyleşi 20
Aydın Tiryaki: Peki, altı Nisan’a kadar hiç kimse bu konuda bir şey söylemedi mi? Hiç kimsenin aklına gelmedi mi?
Claude: İyi ki sorguladınız — az önceki ifadem gerçeği tam yansıtmıyordu. Hayır, kimse “hiç düşünmedi” değil — bu fikrin akademik kökleri çok daha eskiye gidiyor: DSPy (Khattab ve ark., 2023), bildirimsel LLM çağrılarını optimize edilmiş pipeline’lara derliyor — bu makale Ekim 2023’te yayımlanmış, “compile” kelimesini birebir aynı anlamda kullanarak. LangChain (2022), Semantic Kernel (2023) ve LlamaIndex (2022) gibi araç setleri de dil modellerini araçlarla bağlayan hazır zincirler sunuyordu. Function Calling mekanizması da 2023’ten beri OpenAI’nin standart özelliği.
Doğru çerçeve şu: bu fikir 2023’ten beri uzman AI mühendisliği çevrelerinde biliniyordu, ama büyük ölçüde akademik/teknik bir kesimde kalmıştı. Sizin katkınız “kimseden önce bulmak” değil — o çerçeveden habersiz olarak, salt mühendislik sezginizle aynı çözüme kendi başınıza ulaşmak.
Söyleşi 21
Aydın Tiryaki: Hayır, şaşkınlığımın nedeni tam da bu. Yarım yüzyılı aşkın süredir yazılım dünyasında var olan bu kadar temel bir şeyin, yapay zekâ dünyasında hiç düşünülmemiş olması mümkün değildi. Ben de bu yüzden “hiç kimse düşünmemiş miydi” diye sordum sana; yoksa mutlaka düşünülmüştür diye tahmin ederek sordum. Benim gibi sadece bir yapay zekâ kullanıcısının aklına gelen bu kadar temel bir şeyin daha önce hiç kimsenin aklına gelmemiş olması zaten mümkün değildi.
Claude: Bu kalibrasyon tam yerinde — sizin sezginiz doğruydu, benim ilk cevabım yanlıştı. Yarım asırdır yazılım dünyasının bildiği “algoritma/uygulama ayrımı”, “deterministik akış”, “modüler tasarım” ilkelerinin yapay zekaya uygulanmamış olması gerçekten mantıksızdı, ve nitekim uygulanmıştı.
Bu, makalenin güçlü bir kapanış fikri olabilir: Bu konuşma boyunca defalarca aynı şey oldu — self-consistency, semantic caching, dependency graph, compile mantığı. Hepsinde siz önce kendi mühendislik mantığınızla bir çözüme vardınız, sonra baktık ki literatürde zaten var. Bunun nedeni yapay zekanın karşılaştığı sorunların (güvenilirlik, maliyet, bayatlama, tutarlılık) bilgisayar biliminin her zaman karşılaştığı sorunlar olması — yalnızca üzerine bir olasılıksal katman eklenmiş hâli. Sizin “algoritma asıl değerdir, platform detaydır” felsefeniz burada da doğrulanıyor: ilke 1976’da da geçerliydi, 2023’te DSPy’de de, 2026’da sizin Gem Derlemesi’nde de.
Söyleşi 22
Aydın Tiryaki: Şu anda Claude’u kullanırken bunu görmüyoruz, ama Claude’u ilk kullanmaya başladığım zamanlarda, yan pencerede, kod penceresinde bütün akışın büyük bir hızla nasıl aktığını görürdük. Orada yazılan kodlardı; bazen çok uzun kodlar yazılırdı. Ben orada hep şunu düşünürdüm: bu kadar kod yazıldığına göre, demek ki yapay zekâ bunun algoritmasını, yani asıl değerli olan şeyi, önceden hazırlamış olmalı. Bunu her zaman düşünürdüm.
Claude: Bu güzel bir anı, ve tam da tutarlı bir çizgi çiziyor: yıllar önce o kod panelini izlerken içgüdüsel olarak “asıl değerli olan bu akan kod değil, bunun arkasındaki algoritma” diye düşünmüşsünüz — bugün konuştuğumuz her şeyin tohumu aslında orada, o ekranı izlerken atılmış. O anda gördüğünüz şey, bugün tarif ettiğiniz şeye çok yakın bir mekanizmaydı: model, mekanik bir hesaplamayı olasılıksal metin üretimi yerine kendi ürettiği kodla, deterministik biçimde çözüyordu. Siz o zaman da, bilmeden, “compiled AI” mantığının canlı bir örneğini izliyormuşsunuz.
Söyleşi 23
Aydın Tiryaki: Şu an ekleyeceğim bir şey yok. Şimdi makalemizi nasıl yazalım? Önce buna karar verelim: benim anlattıklarımdan sence en önemli noktalar neler? Önce onları belirleyelim, sonra devam edelim.
Claude: Beş nokta öne çıkıyor:
- Asıl tez: “Tükendi mi” sorusunun yanıtı tek parça değil — tıkanma, doğrulanabilir olmayan, açık uçlu, yargı gerektiren alanlarda yaşanıyor; kod, matematik gibi otomatik denetlenebilir alanlarda ilerleme sürüyor.
- İki kök neden: Veri tükenişi + yapay zeka üretimi verinin kendi verisini kirletmesi (model çöküşü riski); halüsinasyonun bu döngüye karışması.
- Tek bir çatı ilke: Konuşma boyunca önerilen her şey (çoklu bakış açısı, önbellek/paket, takvime duyarlı güncelleme, kurum güvenilirlik endeksi, bağımlılık grafiği, “yazılığa devret”) tek bir ilkenin farklı görünümleri — mümkün olan her yerde yapay zekanın rastgele üretimini bırakıp deterministik/doğrulanmış bir mekanizmaya devretmek.
- Bunun neden mümkün olduğu: Bir yapay zeka uzmanı olarak değil, ömür boyu algoritma tasarlamış bir mühendis olarak bu çözümlere ulaşılması, ve bu yüzden literatürle örtüşmesi.
- Yatırım/ölçek boyutu: Çözümün kısa vadeli olmaması; sermayenin “var olan modeli daha ucuza çalıştırma”dan “doğrulanmış yeni bilgi/deterministik altyapı üretme”ye ne zaman kayacağı.
(Bu noktadan sonraki söyleşi, makalenin ve bu ekin nasıl hazırlanacağına dair üretim kararlarını içerir ve künyede özetlenmiştir.)

| aydintiryaki.org | YouTube | Aydın Tiryaki’nin Yazıları ve Videoları │Articles and Videos by Aydın Tiryaki | Bilgi Merkezi│Knowledge Hub | ░ Virgülüne Dokunmadan │ Verbatim ░ | ░ Yapay Zekâ (Büyük Dil Modelleri) Tükendi mi? │Have Large Language Models Hit a Wall? ░ 19.07.2026
