Aydın Tiryaki (2026)
Bundan tam 15 yıl önce, 1 Ocak 2011 tarihinde kaleme aldığım bir yazıda, kafelerde sigara yasağının nasıl delindiğini “Kimse kimseyi kandırmasın” diyerek dile getirmiştim. O günlerde, “yarı açık” olduğu iddia edilen ama aslında her yanı kapalı bölmelerde yasaların nasıl görmezden gelindiğine şahitlik ediyorduk. Bugün, 1 Ocak 2026’da geldiğimiz noktada ise sorunun sadece mekanların içinden taşarak sokağa, kaldırıma ve kentin estetiğine bir “işgal” olarak sızdığını görüyoruz.
Mevcut yasal altyapıya baktığımızda, 4207 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler aslında oldukça nettir. Hukuken bir alanın “kapalı” sayılması için iki temel kriter mevcuttur: Birincisi, alanın sabit veya taşınabilir bir tavanının (tente, cam veya güneşlik) olması; ikincisi ise kapı ve pencereler hariç yan yüzeylerinin toplam alanının yüzde 50’den fazlasının kapalı olmasıdır. Modern işletmelerin “kış bahçesi” adı altında sunduğu alanların çoğu, tavanı kapandığı anda resmen kapalı alan statüsüne geçer. Hatta açılır-kapanır tavan sistemlerinde bile, sigara içilebilmesi için tavanın tamamen açık olması şarttır. Ancak günümüzde bu yasal sınırların “alan hesaplama” oyunlarıyla esnetildiğini, ciddi idari para cezalarına ve kurumsal yaptırımlara rağmen denetimlerin bu gri alanlarda yetersiz kaldığını görüyoruz.
Bu durumun yarattığı en büyük sorun, kafelerin kaldırıma “sıfır” noktasına kadar taşmasıdır. Dar kaldırımlarda yürüyen ve hiç sigara kullanmayan bir yurttaş, sadece bir yerden bir yere gitmek isterken o dumanı solumak zorunda bırakılıyor. Burada ciddi bir hak ihlali söz konusudur. Bir kişinin kendi sağlığına zarar verme tercihi bireysel bir hak gibi görünse de, bu tercihin dumanı kaldırımdan geçen bir çocuğun, bir yaşlının veya bir yurttaşın soluma alanına giriyorsa, orada bir özgürlükten değil, bir “tahakkümden” bahsedilir. Hukuk ve etik hiyerarşisinde temel haklar (temiz hava soluma hakkı), kişisel tercihlerden (sigara içme tercihi) her zaman üstündür.
Kirlilik sadece havada da kalmıyor; kentin fiziksel dokusuna da işliyor. Şehirlerimizin çoğunu kaplayan kilitli parke taşlarının o dar boşlukları, bugün maalesef birer “izmarit deseni” ile dolmuş durumda. Sigara içenlerin bir yaşam biçimi haline getirdiği “içerim ve yere atarım” alışkanlığı, temizlik görevlilerinin standart yöntemleriyle temizlenemeyecek dikey bir kirlilik yaratıyor. O taşların arasına sıkışan ve selüloz asetat (bir tür plastik) içeren filtreler, yağmurla birlikte zehirli maddeleri toprağa taşırken, görsel olarak da kentin estetiğini yaralıyor.
Sonuç olarak, 2011’de söylediğim söz bugün hala geçerliliğini koruyor: Sigara yasağını ya tam olarak uygulayın ya da bu komik duruma bir son verin. Toplumun ortak salonu olan kaldırımların dumanla ve izmaritle işgal edilmesine göz yummak, kent kültürüne ve birlikte yaşama nezaketine aykırıdır. Kimseyi alışkanlığı için suçlamıyoruz ancak bu alışkanlığın yarattığı tahribatın “özgürlük” adı altında başkalarına dayatılmasına da sessiz kalamayız.
Bu makale, yazarın 1 Ocak 2011 tarihinde Milliyet Blog’da yayımlanan “Kimse kimseyi kandırmasın, sigara yasağı uygulanmıyor…” başlıklı yazısındaki tespitlerin, 15 yıl sonraki güncel durum ve yasal mevzuat ışığında yeniden değerlendirilmesiyle kaleme alınmıştır. Söz konusu ilk yazıya şu adresten ulaşılabilir: https://blog.milliyet.com.tr/kimse-kimseyi-kandirmasin–sigara-yasagi-uygulanmiyor-/Blog/?BlogNo=282517
Aydın Tiryaki
Ankara, 1 Ocak 2026
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri tamamen yazara ait olup; yapay zeka yalnızca bu düşüncelerin ifade edilmesi ve yazım sürecinde asistanlık sağlamıştır.
