Aydın Tiryaki

ChatGPT’nin Bir GPT Hazırlama Öyküsü: Telif Paranoyası

Aydın Tiryaki (14 Haziran 2026)

Bir yapay zekâ sisteminin en ilginç taraflarından biri, bazen verdiği yanıtlardan çok vermediği yanıtların insanı düşünmeye sevk etmesidir. Bu yazı, bir GPT hazırlama girişiminin nasıl beklenmedik bir şekilde yapay zekâ sistemlerinin sınırları, korkuları, koruma mekanizmaları ve kullanıcı deneyimi üzerine uzun bir sorgulamaya dönüştüğünün hikâyesidir.

Hikâye oldukça basit başladı. Bir süre önce Gemini Gems ile çalışmaya başlamış ve zaman içerisinde kendi ihtiyaçlarım doğrultusunda çeşitli Gemler geliştirmiştim. Bu Gemlerin bir kısmı belirli görevleri yerine getiren araçlardı, bir kısmı ise daha kapsamlı ve karmaşık yapılardı. Zamanla bu Gemleri geliştirmek, sürdürmek ve yeni sürümler üretmek için Gem Fabrikası adını verdiğim bir üretim sistemi oluşturdum. Başlangıçta oldukça sade olan bu yapı, ilerleyen süreçte kendi atölyelerini oluşturan ve giderek genişleyen bir geliştirme ekosistemine dönüştü.

Bir noktada doğal olarak şu soruyu sormaya başladım: Madem elimde çalışan Gemler vardı, bunların GPT sürümlerini de hazırlayabilir miydim? İlk bakışta bu son derece sıradan bir dönüşüm çalışması gibi görünüyordu. Sonuçta amaç, Gemini üzerinde çalışan bir sistemi GPT mimarisine uyarlamaktan ibaretti. Benim açımdan bu iş teknik bir dönüşüm problemiydi ve çözülmesi gereken temel konu da mevcut yapının davranışını koruyarak başka bir platforma aktarılmasıydı.

Ancak süreç beklediğim gibi ilerlemedi. Bazı Gemleri GPT’ye dönüştürmeye çalışırken GPT editörünün belirli içeriklere itiraz ettiğini görmeye başladım. İlginç olan nokta, itiraz edilen bölümlerin çoğu zaman sistemin davranışını belirleyen teknik parçalar olmamasıydı. Bazen yalnızca belirli isimler, açıklamalar veya çeşitli referanslar sorun oluşturuyor gibi görünüyordu. İlk tepkim bunun teknik bir hata olduğunu düşünmek oldu. Bu nedenle aynı dönüşümü tekrar denedim, bazı bölümleri yeniden düzenledim, bazı açıklamaları değiştirdim ve bazı satırları çıkardım. Ancak buna rağmen benzer sorunlarla karşılaşmaya devam ettim.

Bu noktadan sonra konu yalnızca bir GPT dönüşüm problemi olmaktan çıkmaya başladı. Gerçekten sorun neydi? Telif hakkı mıydı? Marka kullanımı mıydı? Belirli isimlerin geçmesi miydi? Yoksa sistemin olası riskleri önceden engellemeye çalışırken aşırı korumacı davranması mıydı? Kullanıcı tarafında görünen tablo giderek daha ilginç hale geliyordu. Çünkü söz konusu metinler herhangi bir şirket adına hazırlanmış değildi. Ticari bir ürün satmıyordu. Başka bir markayı taklit etmeye çalışmıyordu. Çoğu zaman yalnızca yapay zekâ sistemleri hakkında açıklamalar veya dönüşüm çalışmaları içeriyordu. Buna rağmen sistemin bazı durumlarda son derece çekingen davrandığı hissi oluşuyordu.

Bir süre sonra bu durumu kendi kendime farklı bir şekilde tanımlamaya başladım. Benim açımdan yaşanan şey doğrudan bir telif hakkı problemi gibi görünmüyordu. Daha çok olası bir sorunu önceden engellemeye çalışan ve bu nedenle bazen gereğinden fazla hassaslaşan bir koruma mekanizmasına benziyordu. Bu nedenle yaşadığım deneyimi kendi içimde “telif paranoyası” olarak adlandırmaya başladım. Çünkü kullanıcı tarafında görünen şey tam olarak buydu. Bir marka adı geçiyor, bir sistemden söz ediliyor veya belirli bir referans kullanılıyordu ve ardından beklenmedik ölçüde temkinli bir yaklaşım ortaya çıkıyordu.

Bu noktadan sonra yaptığımız sohbetler de yön değiştirmeye başladı. Başlangıçta yalnızca bir GPT’nin neden yayınlanamadığını anlamaya çalışıyordum. Fakat konu giderek yapay zekâ sistemlerinin çalışma biçimlerine, kullanıcı deneyimlerine ve uzun süreli kullanım sırasında ortaya çıkan davranışlarına kaydı. Gemini ile yaşadığım deneyimler gündeme geldi. Claude ile yaptığım çalışmalar konuşuldu. Yapay zekâların güçlü ve zayıf yönlerini karşılaştırmaya başladık. Bir süre sonra ise konu doğal olarak Gem Fabrikası’na geldi. Çünkü dönüştürmeye çalıştığım şey sıradan bir Gem değildi. Arkasında uzun süreli bir geliştirme süreci bulunan, yüzlerce sürüm geçirmiş ve zaman içerisinde oldukça karmaşık hale gelmiş bir sistem bulunuyordu.

Aslında ben yapay zekâları çoğu kullanıcının kullandığı gibi kullanmıyordum. Birçok kişi için yapay zekâ bir soru-cevap aracıydı. Benim için ise giderek bir geliştirme ortamına dönüşmüştü. Bir Gem oluşturuyor, onu defalarca geliştiriyor, yeni sürümler üretiyor, test ediyor, analiz ediyor ve yeniden tasarlıyordum. Bu nedenle beklentilerim de farklılaşmaya başlamıştı. Bir metni yalnızca yazmasını değil, onu korumasını da bekliyordum. Bir özelliği yalnızca eklemesini değil, neden eklendiğini anlamasını da bekliyordum. Bir kuralı yalnızca uygulamasını değil, onu gereksiz gördüğü için sessizce silmemesini de bekliyordum. Bu nedenle dönüşüm sırasında kaybolan her ayrıntı benim gözümde sıradan bir sadeleştirme değil, tasarlanmış bir mekanizmanın ortadan kalkması anlamına geliyordu.

Sohbet ilerledikçe Gem Fabrikası’nın hikâyesi de ortaya çıkmaya başladı. Başlangıçta herhangi bir fabrika yoktu. Önce manuel olarak hazırlanan Gemler vardı. Daha sonra aynı tür işleri tekrar tekrar yaptığımı fark etmeye başladım. Bunun sonucunda da Gem yazabilen bir Gem fikri ortaya çıktı. Gem Fabrikası böyle doğdu. İlk sürümler oldukça basitti ve ilk gerçek ürünü de yine kendisiydi. Fabrika uzun süre boyunca öncelikle kendi geliştirilmesi için kullanıldı. Yeni sürümleri üretildi, test edildi ve tekrar geliştirildi. Daha sonra başka Gemler ortaya çıkmaya başladı ve zamanla fabrikanın etrafında geniş bir ürün ailesi oluştu.

Bu süreçte çeşitli sorunlarla da karşılaşıldı. Bunlardan biri budamaydı. Yapay zekâ sistemleri zaman zaman belirli bölümleri gereksiz görerek sadeleştirmeye veya özetlemeye çalışıyordu. Oysa benim eklediğim birçok kural, dışarıdan bakıldığında önemsiz görünse bile geçmişte yaşanmış belirli problemlerin çözümünü temsil ediyordu. Rastgele yapılan bir sadeleştirme bazen görünmeyen bir güvenlik mekanizmasının kaybolmasına neden olabiliyordu. Bir diğer büyük problem ise sızma olarak adlandırdığım durumdu. Fabrika bazen ürettiği ürün ile kendi kimliği arasındaki sınırları korumakta zorlanıyor, ürünün içine kendi yapısından parçalar taşımaya başlıyordu. Bu sorun başlangıçta hiç yokken daha sonraki dönemlerde ortaya çıktı ve zamanla ciddi bir mücadele alanına dönüştü.

Bu problemlere çözüm ararken Gem Fabrikası da büyümeye devam etti. Karakter sayısı arttıkça bağlam yönetimi zorlaşıyor, belirli bir noktadan sonra sistem daha kararsız davranmaya başlıyordu. Bu nedenle çeşitli optimizasyonlar yapmak zorunda kaldım. Daha seyrek kullanılan işleri çekirdek sistemden ayırarak önce Gem Atölyesi’ni oluşturdum. Ancak zamanla Atölye de büyüdü ve sonunda farklı uzmanlık alanlarına ayrıldı. Yama Atölyesi mevcut Gemler üzerinde kontrollü değişiklikler yapmak için kullanılıyordu. Değerlendirme Atölyesi Gemleri analiz ediyor, raporlar hazırlıyor ve mimari değerlendirmeler yapıyordu. Dönüşüm Atölyesi ise Gemleri farklı platformlara uyarlamak ve çeşitli dönüşüm işlemlerini gerçekleştirmek amacıyla kullanılıyordu. Böylece başlangıçta tek bir Gem olarak doğan yapı zaman içerisinde üretim, bakım, analiz ve dönüşüm görevlerini üstlenen küçük bir ekosisteme dönüştü.

İşin ilginç tarafı şuydu: Başlangıçta tartıştığımız konu yalnızca bir GPT’nin neden yayınlanamadığıydı. Ancak sohbet ilerledikçe ortaya çıkan tablo çok daha genişti. Çünkü görünürdeki sorun bir GPT dönüşümüydü. Görünmeyen tarafta ise kullanıcı ile yapay zekâ arasındaki beklenti farkı vardı. Kullanıcı işlevselliği korumaya çalışıyordu. Sistem riskleri azaltmaya çalışıyordu. Kullanıcı esneklik istiyordu. Sistem güvenlik uyguluyordu. Her iki taraf da kendi bakış açısından mantıklı davranıyordu fakat ortaya çıkan sonuç her zaman aynı şekilde algılanmıyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımda aklımda kalan şey yalnızca belirli bir GPT’nin yayınlanıp yayınlanmaması değildir. Asıl dikkat çekici olan, bu sürecin yapay zekâ sistemlerinin çalışma biçimleri üzerine uzun bir düşünme fırsatı yaratmış olmasıdır. Yapay zekâlar yalnızca teknik araçlar değildir. Aynı zamanda belirli öncelikleri, belirli sınırları, belirli tasarım tercihlerini ve belirli çekinceleri de beraberlerinde taşırlar. Belki de bu nedenle basit bir GPT hazırlama girişimi zamanla yapay zekâların ne yapabildiğinden çok, bazen neden belirli şeyleri yapmaktan çekindiklerini anlamaya çalışan daha büyük bir hikâyeye dönüşmüştür.

Ve bu hikâye bana şunu öğretmiştir: Yapay zekâlarla çalışırken bazen asıl mesele onların ne yapabildiği değil, neyi yapmaktan çekindikleridir.


Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.

Aydın'ın dağarcığı

Hakkında

Aydın’ın Dağarcığı’na hoş geldiniz. Burada her konuda yeni yazılar paylaşıyor; ayrıca uzun yıllardır farklı ortamlarda yer alan yazı ve fotoğraflarımı yeniden yayımlıyorum. Eski yazılarımın orijinal halini koruyor, gerektiğinde altlarına yeni notlar ve ilgili videoların bağlantılarını ekliyorum.
Aydın Tiryaki

Ara

Haziran 2026
P S Ç P C C P
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930