Aydın Tiryaki (2026)
Plastik, modern mühendisliğin gıda güvenliği ve lojistik verimlilik konusundaki en büyük başarılarından biri olmasına rağmen, günümüzde çevre kirliliğinin yegane günah keçisi ilan edilmiş durumdadır. Özellikle Türkiye’de 2019 yılında başlayan “ücretli poşet” uygulaması, toplumda bir farkındalık yaratsa da, rakamlar bu hamlenin devasa bir plastik atık dağının sadece görünen küçük bir kısmına müdahale ettiğini fısıldıyor.
1. Poşetin Ekonomi-Politiği: 2019-2026 Süreci
Türkiye, plastik poşetlerin doğaya kontrolsüzce yayılmasını engellemek amacıyla 2019 yılında “ücretlendirme” modeline geçti. Ancak geçen yedi yıl içinde, başlangıçtaki “caydırıcılık” etkisi ekonomik değişimlerle birlikte aşınmaya uğradı.
Plastik Poşet Ücretlendirme Takvimi:
| Dönem | Uygulama Durumu | Tüketici Bedeli |
| 1 Ocak 2019 | Uygulamanın Başlangıcı | 25 Kuruş |
| 2019 – 2024 | Sabit Fiyat Dönemi | 25 Kuruş |
| 1 Ocak 2025 | İlk Ciddi Güncelleme | 50 Kuruş |
| 1 Ocak 2026 | Mevcut Durum | 1 TL |
Bu süreçte marketlerin hijyen gerekçesiyle manav, kasap ve şarküteri reyonlarında sunduğu “hışır poşetler” ücretsiz kalmaya devam etti. Bu durum, bir yandan gıda güvenliğini korurken diğer yandan tüketicinin “ücretli poşet” yerine bu ince poşetleri iç içe geçirerek (iki-üç kat yaparak) kullanması gibi yeni bir “kaçış” davranışı doğurdu.
2. Matematiksel Paradoks: 1’e Karşı 19 Birim
Bir alışveriş sepetini mühendislik süzgecinden geçirdiğimizde, poşeti kontrol altına almanın toplam plastik kütlesi üzerindeki etkisinin “devede kulak” kaldığı görülmektedir.
- Poşetin Yükü: Standart bir alışveriş poşeti yaklaşık 7-8 gramdır.
- Ambalajın Yükü: Sepete giren 1 litrelik bir PET şişe (35 gr), sert plastik peynir kutusu (50 gr) ve yoğurt kabı (45 gr) toplandığında, karşımıza 130-140 gramlık bir plastik kütlesi çıkar.
Bu tabloya göre, poşeti hayatımızdan çıkararak sorunun sadece 20’de 1’ini (%5) çözüyoruz. Geri kalan 19 birimlik (%95) ağır ve kararlı plastik kütlesi, ambalaj koruması altında denetimsizce sistemde kalmaya devam ediyor. Poşete odaklanıp zafer ilan etmek, asıl plastik atık yükünü halının altına süpürmekten başka bir işe yaramıyor.
3. Tüketici Hakları ve “Kusurlu Tasarım” Çelişkisi
Marketlerin poşet tüketimini azaltmak adına başvurduğu “delikli üretim” stratejisi, bugün bir tüketici hakkı ihlaline dönüşmüş durumdadır.
- Ücretli Ürün: Tüketici artık poşete “hizmet” olarak değil, bedelini ödediği bir “ürün” olarak ulaşıyor.
- Ayıplı Mal: Poşetlerin tabanına açılan minik delikler, poşetin ikincil amaçla (örneğin çöp poşeti olarak) kullanılmasını engellemeyi hedeflerken, içine konulan ıslak gıdaların sızmasına ve apartman merdivenlerinde hijyen sorunlarına yol açıyor.
Parasını ödediğimiz bir ürünün, kullanım bütünlüğünü bozan bu kasti delikler, aslında Tüketici Kanunu kapsamında “ayıplı mal” kategorisinde değerlendirilebilir.
4. Plastiklere Bir Teşekkür Borcu: Hijyen ve Tasarruf
Plastikten tamamen vazgeçmek, modern dünyada 8 milyar insanın beslenmesini imkansız kılacak bir ütopyadır. Plastiğin sağladığı koruyucu ambalaj bariyeri olmasaydı:
- Gıdaların raf ömrü kısalır, dünya çapında devasa bir gıda israfı yaşanırdı.
- Lojistik süreçlerdeki ağır ambalajlar (cam, metal vb.) nakliye yakıtını ve karbon salınımını katlardı.
- Açıkta satılan gıdalar nedeniyle bulaşıcı hastalık riski tırmanırdı.
Bu nedenle plastik, bir “günah keçisi” değil, gıdayı koruyan bir “mühendislik bariyeri”dir.
5. Sonuç: Hoyratça Atmaktan Profesyonelce Toplamaya
Sorun plastiğin üretilmesi değil, kullanım sonrası “vedalaşma protokolünün” yönetilememesidir. Plastik poşeti 1 TL yaparak dünyayı kurtaramayacağımız belli olmuştur. Gerçek çözüm; eve giren o 19 birimlik ağır ambalajın da bir “değer” olarak görülüp markete geri dönmesini sağlayacak Döngüsel Ekonomi modelleridir.
Asıl çevrecilik; poşetlerle uğraşarak vicdan rahatlatmak değil, her plastiği sahipsiz bir çöp olmaktan çıkarıp, onu bir “ham madde” olarak sisteme geri kazandıracak profesyonel bir toplama ağını kurmaktır.
