Aydın Tiryaki (2026)
Plastik kirliliğiyle mücadele, yerel bir “poşet ücreti” tartışmasının çok ötesine geçerek küresel bir diplomasi savaşına dönüşmüş durumda. 2026 yılına geldiğimizde görüyoruz ki; ülkelerin çevre politikaları ile toplumların konfor arayışı arasındaki uçurum, plastik krizini çözümsüz bir düğüm haline getiriyor.
1. Dünyadan Farklı Yaklaşımlar: Yasakçılar ve Sistemciler
Dünya genelinde plastik poşet ve ambalaj atıklarına karşı tek bir modelden bahsetmek mümkün değil. Bölgeler, kendi ekonomik ve sosyal dinamiklerine göre farklı savunma hatları kurmuş durumda:
| Bölge / Ülke | Uygulama Modeli | Temel Yaklaşım |
| Afrika (Ruanda, Kenya) | Radikal Yasakçılık | Poşeti tamamen hayatından çıkar, uymayana ağır hapis cezası ver. |
| Avrupa (AB, İngiltere) | Ekonomik Caydırıcılık | Poşeti ücretli yap, üreticiye “atık toplama faturası” (EPR) kes. |
| Asya (G. Kore, Japonya) | Disiplinli Ayrıştırma | Poşeti serbest bırak ama “attığın her gram çöp için” vergi öde. |
| ABD (Bazı Eyaletler) | Serbest Ticaret Lobisi | “Yasaklamayı yasakla.” Tüketici konforunu her şeyin üzerinde tut. |
2. Küresel Plastik Anlaşması ve “19 Birim” Çelişkisi
2026 yılı itibarıyla BM nezdinde yürütülen Küresel Plastik Anlaşması görüşmelerinin tıkanma noktası, aslında bizim o meşhur “1’e 19” oranımızda gizli.
- 1 Birim (Atık Yönetimi): Gelişmiş ülkeler ve plastik üreticisi dev devletler, sadece “atıkların toplanması ve geri dönüştürülmesi” üzerine bir anlaşma istiyor. Yani sorunu, kapının önündeki çöpten ibaret görüyorlar.
- 19 Birim (Üretim Kısıtlaması): Diğer cephe ise asıl kütlenin yani “hammadde üretiminin” (petro-kimya) kısıtlanması gerektiğini savunuyor.
Anlaşmazlığın özeti şudur: Dünya, poşetleri (1 birim) kontrol altına almakta uzlaşsa da; gıdayı koruyan, lojistiği kolaylaştıran ve sanayiyi döndüren o devasa 19 birimlik hammadde gücünden vazgeçmeye henüz hazır değil.
3. “NIMBY” Sendromu: Benim Konforuma Dokunma!
Küresel krizin arkasındaki asıl sosyolojik engel, “Not In My Back Yard” (Benim arka bahçemde olmasın) anlayışıdır. Herkes okyanusların temizlenmesini istiyor ancak kimse mutfağındaki gıdanın tazeliğinden, her mevsim her ürüne ambalajlı ulaşma kolaylığından veya “al-at” konforundan ödün vermek istemiyor.
Toplumlar, poşet için ödedikleri 1 TL ile “çevreci vicdanlarını” rahatlatırken; sepetin geri kalanındaki devasa ambalaj yükünü, “sorunla başkaları uğraşsın” diyerek sisteme (veya az gelişmiş ülkelere) ihraç ediyor.
4. Sonuç: Kirlilik mi El Değiştiriyor, Çözüm mü Üretiliyor?
Bugün Batı dünyasında sokakların temiz olması, plastik krizinin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Geri dönüştürülmesi zor olan o ağır gıda ambalajları (19 birim), konteynerlerle başka kıtalara gönderildiği sürece kirlilik sadece adres değiştirmiş oluyor.
Gerçek çözüm, poşeti yasaklamaktan ziyade; konforumuzun bir parçası olan ambalajları, üretim aşamasından geri dönüşüm aşamasına kadar “dijital bir kimlik ve ekonomik değer” ile takip etmektir. Dünyayı kurtaracak olan şey, bireysel konforumuzdan vazgeçmemiz değil; o konforu sağlayan malzemeyi (plastiği) sahipsiz bırakmamaktır.
