Aydın Tiryaki (2026)
Ankara’nın Bahçelievler semti, sadece bir yerleşim yeri değil, Cumhuriyet modernizminin, Jansen Planı’nın izlerini taşıyan planlı şehirciliğin ve eğitimli nüfusun simgesidir. Cumhuriyet’in ilk toplu konut kooperatifi projesi olarak “bahçeli” nizamda kurulan bu semt, o günden bugüne kendine has bir mahalle kültürü yaratmıştır. 1977 yılından beri, yani yaklaşık yarım asırdır bu semtin bir sakini olarak, penceremden sokağın değişimini değil, adeta bir “şehircilik deneyini” izliyorum.
Dönüşüm Zorunludur, Kaçınılmazdır
Öncelikle şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir: Kentsel dönüşüm, bir lüks değil, hayati bir zorunluluktur. Ekonomik ömrünü tamamlamış, deprem güvenliği yetersiz olan binaların yenilenmesi şarttır. İnsanlarımızın daha güvenli, asansörlü, otoparklı, modern ve konforlu evlerde yaşama isteği en doğal hakkıdır. Bu nedenle kentsel dönüşümden kaçınmak ne mümkündür ne de doğrudur. Bizim itirazımız dönüşümün kendisine değil, bu kaçınılmaz süreç yönetilirken vatandaşa yaşatılanlara yöneliktir. Amaç binaları yenilemek olmalıdır, hayatları çekilmez kılmak değil.
700 Metrede 4 Şantiye: Kaçacak Yer Yok
Bugün Bahçelievler’de evimden çıkıp, sadece 700 metre ilerideki kardeşimin evine yürümek istediğimde, tam 4 ayrı inşaat şantiyesinin önünden geçmek zorundayım. “Tozdan kaçmak” için yolumu değiştirdiğimde ise bu kez devasa bir başka şantiyenin ablukasıyla karşılaşıyorum. Kısacası, bu semtte yaşayanlar için artık “kaçacak alternatif güzergah” kalmadı. Kentsel dönüşümle yan yana değil, “iç içe” yaşamak zorunda bırakıldık.
Eğitim Seviyesi Yüksek, Şantiye Standartları Düşük
Bahçelievler, Türkiye’nin eğitim düzeyi en yüksek, kent bilinci en gelişmiş nüfusuna sahip bölgelerinden biri. İnsan bekliyor ki; “Böyle bir semtte, müteahhit de, denetleyen belediye de semtin dokusuna uygun bir özen gösterir.”
Ancak ne yazık ki karşılaştığımız manzara, plansız yapılaşmanın olduğu herhangi bir banliyöden farksız. Cumhuriyet’in o nezih semtinde; yıkılan binaların eski kapılarını birbirine çivileyerek yapılan derme çatma şantiye perdeleri, kaldırımı aylarca işgal eden paslı demirler ve “nasılsa kirlenecek” diyerek temizlenmeyen çamurlu yollar hakim. Semtin “elit” olması, şantiyenin “hoyrat” olmasını engelleyemiyor.
Bir Ömre İki Bina Sığdırmak: “İkinci Dönüşüm”
Bahçelievler sokaklarında bugün tanık olduğumuz şey sadece binaların yenilenmesi değil, aynı zamanda milli servetin ve kaynakların nasıl harcandığının acı bir tablosudur. 1977’de bu semte taşındığımda “yeni” diye yapılan binaların, bugün “ömrünü tamamladı” gerekçesiyle yıkılıp yeniden yapıldığına (İkinci Dönüşüm) şahit oluyorum.
Batı’da binalar yüzyıllarca yaşarken, bizde bir insan ömrüne iki, hatta üç bina sığdırılıyor. Bu hızlı tüketim döngüsü, sokaklarımızı bitmeyen bir şantiye tüneline çeviriyor.
Çankaya Bir Örnek Olmalı
Bahçelievler ve bağlı olduğu Çankaya Belediyesi, Türkiye’nin en gözde ilçesidir. Burası, şehircilik uygulamaları açısından tüm Türkiye’ye “rol model” olması gereken yerdir. Eğer Çankaya’da bile kaldırımda yürüyemiyor, yoğun bir şantiye baskısına maruz kalıyor ve “inşaat bitene kadar vatandaşın hakkı askıya alınır” mantığını yaşıyorsak, diğer ilçeler ne yapsın?
Biz Bahçelievler sakinleri olarak, “mükemmel binalar” kadar, “saygılı bir inşaat süreci”ni de hak ediyoruz. Talebimiz açık: Bu semtin kalitesine yakışan, denetlenen, vatandaşı mağdur etmeyen, uygar bir dönüşüm yönetimi istiyoruz. Çünkü Çankaya, “Türkiye’nin herhangi bir yeri” değildir; standartların belirlendiği yer olmalıdır.
: Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.
