Aydın Tiryaki (2026)
ÖNEMLİ NOT VE KAPSAM: Bu makalede sunulan eleştiriler ve önerilen model, sadece Profesyonel Futbol endüstrisini kapsamaktadır. Voleybol, basketbol, atletizm gibi amatör branşların gelişimi ve olimpik sporcuların yetişmesi için kamu kurumlarının (Örn: Vakıfbank, Ziraat Bankası, THY vb.) sağladığı hayati destekler, bu tartışmanın tamamen dışındadır. Kamu kurumlarının amatör ve kadın sporlarına yaptığı yatırımlar bir “sosyal sorumluluk” ve “kamu hizmeti” iken; kendi devasa ekonomisini yaratmış profesyonel futbola aktardıkları kaynaklar ticari birer işlemdir. Önerimiz, sadece bu ticari ve devasa futbol pastasındaki adaletsizliği gidermeye yöneliktir.
Spor, sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda devasa bir endüstridir. Bu endüstrinin en büyük finansal motorlarından biri de sponsorluk ve reklam gelirleridir. Özel sektörün, kendi ticari hedefleri doğrultusunda dilediği takıma dilediği bütçeyi ayırması serbest piyasanın bir gereğidir ve buna kimse itiraz edemez. Ancak konu profesyonel futbola aktarılan kamu kaynakları veya kamu gücüyle yönetilen kurumların (TMSF, KİT’ler, yarı kamu ortaklıkları) sponsorlukları olduğunda, durum değişir.
Kamunun parası, halkın parasıdır. Halkın parasının, rekabetin esas olduğu bir futbol liginde, şeffaf olmayan kriterlerle sadece belli kulüplere aktarılması, “haksız rekabet” yaratır ve kamu vicdanını yaralar.
Bugün Türk futbolunda, arkasında hiçbir kitlesel destek (taraftar) olmayan ancak devasa kamu veya yarı-kamu sponsorluklarıyla ayakta tutulan “proje takımları” gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu durumun çözümü, futbolun kamu kaynaklarından tamamen mahrum bırakılması değil; “Adil, Demokratik ve Hibrit Bir Paylaşım Modeli” ile yönetilmesidir.
Sorunun Kapsamı: Kamu Kaynağı Nedir?
Bu modelde “kamu kaynağı” tanımını geniş tutmak zorundayız. Sadece devlet bankaları veya kamu iştirakleri değil; yönetim ataması kamu tarafından yapılan veya hisselerinin bir kısmı kamuya ait olan yapılar ile TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) yönetimindeki şirketler de bu kapsama girmelidir.
Eğer bir şirketin yönetiminde kamu iradesi varsa, o şirketin bir futbol kulübüne ayırdığı reklam bütçesi de kamu yararı ve rekabet eşitliği gözetilerek dağıtılmalıdır.
Çözüm Önerisi: Merkezi Futbol Reklam Havuzu
Önerdiğimiz sistemde, kamu ve ilintili kurumların futbol kulüplerine ayırdıkları reklam bütçeleri, doğrudan kulüplerle yapılan ikili anlaşmalarla değil, lig bazında oluşturulacak bir **”Merkezi Kamu Reklam Havuzu”**nda toplanmalıdır.
Bu havuzda biriken kaynak, keyfiyete yer bırakmayacak matematiksel bir formülle, ligdeki tüm takımlara “güçleri oranında” ve “eşit mesafede” dağıtılmalıdır. Ancak burada “eşitlik”, herkese aynı parayı vermek değil; herkese aynı kuralları uygulamaktır.
Hibrit Dağıtım Modeli: Liyakat ve Demokrasi
Bu paylaşımın adil olabilmesi için, şu an naklen yayın gelirlerinde uygulanan sisteme benzer ancak “halk desteğini” çok daha ön plana çıkaran hibrit bir model uygulanmalıdır.
Model iki ana sütun üzerine kuruludur:
1. Liyakat Sütunu (Sportif Başarı)
Lig, bir yarışmadır ve kazanan ödüllendirilmelidir. Kamu kaynağının bir bölümü (%40-50 gibi), takımların o sezonki performansına göre dağıtılmalıdır.
- Puan durumundaki sıralama.
- Galibiyet ve beraberlik sayıları.
- Kupa ve Avrupa başarıları.
Bu sütun, rekabeti teşvik eder ve sahada kazananın hakkını verir.
2. Demokrasi Sütunu (Halk İlgisi ve Katılım)
İşte mevcut sistemin en büyük eksikliği ve futboldaki “proje takımları”nın panzehiri burasıdır. Kamu kaynağı halka aitse, halkın en çok teveccüh gösterdiği yere daha fazla kaynak gitmelidir. Bu bir “tüketici demokrasisi”dir. Bu sütun (%50-60), şu kriterlere göre hesaplanmalıdır:
- Biletli Seyirci Sayısı: Stadyuma kaç kişi gidiyor?
- Doluluk Oranı: Mevcut kapasitenin ne kadarı kullanılıyor?
Bu kriter, arkasında taraftar gücü olmayan, tribünleri boş kalan ancak masa başında güçlü olan yapıların, kamu kaynaklarını orantısızca kullanmasını engeller. Eğer bir takımın maçına 500 kişi gidiyorsa, 40.000 kişinin gittiği bir takımla aynı veya ondan daha fazla kamu desteği alması, ne matematikle ne de demokrasiyle açıklanabilir.
Geçmişin Telafisi: Geriye Dönük Mahsuplaşma İlkesi
Adalet, sadece bugünü ve yarını kapsamaz; geçmişteki haksızlıkları da onarmayı gerektirir. Eğer bir futbol kulübü, son 5 veya 10 yıl içerisinde, taraftar gücü ve sportif başarısıyla orantısız şekilde, hak ettiğinden çok daha fazla kamu kaynağı kullandıysa, bu durum yeni sistemde “görmezden gelinemez”.
Bu nedenle, sisteme bir “Geçmişle Yüzleşme ve Mahsuplaşma” algoritması eklenmelidir:
- Geriye Dönük Tarama: Son 5-10 yıllık dönemde, futbol takımlarının aldıkları kamu/TMSF kaynaklı sponsorluklar incelenir.
- Adil Pay Hesabı: O yıllardaki sportif başarı ve tahmini seyirci ortalamalarına göre “Aslında alması gereken miktar” hesaplanır.
- Farkın Tahsili (Mahsuplaşma): Eğer bir takım, kamu kaynaklarından olması gerekenden fazlasını almışsa, bu “fazla ödeme”, o takımın gelecekteki havuz gelirlerinden belirli bir takvime yayılarak tahsil edilir.
- Mağdurun Tazmini: Kesilen bu tutarlar, geçmişte hak ettiği halde kamu kaynağından yeterince yararlandırılmayan diğer kulüplere “denge payı” olarak dağıtılır.
Bu yöntemle, kamu kaynaklarıyla haksız rekabet avantajı elde etmiş kulüplerin yarattığı tahribat zamanla onarılır ve ligin mali dengesi tarihsel bir adalet zeminine oturtulur.
Uygulama: Nakit Değil, Hizmet Karşılığı
Havuzda toplanan puanlara (ve varsa mahsuplaşma kesintilerine) göre, takımların alacağı pay belirlenir. Kamu kurumları, en yüksek puana sahip takımlardan başlayarak forma reklamları ve saha içi alanları, havuzun belirlediği bedel karşılığında kullanır.
Böylece;
- Büyük kitlelere hitap eden ve başarılı olan kulüpler, hak ettikleri payı şeffafça alırlar.
- Anadolu kulüpleri, ligdeki varlıkları ve şehirlerinin desteği oranında, havuzdan mutlaka bir “Taban Gelir” elde ederler.
- Kamu kurumları, reklamlarını futbolun en çok izlenen vitrinlerinde sergileyerek kaynaklarını doğru kullanmış olurlar.
Sonuç
Futbolda adalet, sadece hakemin düdüğüyle sağlanmaz; ekonomik şartların eşitlenmesiyle başlar. Kamu gücünü arkasına alan takımlarla, sadece kendi öz kaynakları ve taraftarıyla ayakta duran takımların yarışı adil değildir.
Önerdiğimiz bu hibrit model, kamu kaynaklarının futbola aktarılmasını engellemez; aksine bu aktarımın şaibeden uzak, şeffaf, ölçülebilir ve en önemlisi demokratik bir zemine oturmasını sağlar. Vakıfbank’ın voleyboldaki, THY’nin amatör branşlardaki tertemiz desteğini ayrı tutarak; futbol gibi devasa bir endüstride, güçlü olanın değil, hak edenin ve halkın yanında olanın kazandığı bir sistem kurmak zorundayız.
