Aydın Tiryaki ve Gemini AI
YAZI 1
Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eseri Değirmen’de (ve Atıf Yılmaz’ın beyaz perdeye aktardığı o unutulmaz filmde), Türk bürokrasisinin kendi yarattığı bir “yalan depreme” nasıl teslim olduğunu izleriz. Sarıpınar kasabasında aslında yıkıcı bir sarsıntı olmamıştır; ancak raporlar, abartılı telgraflar ve yardım çığlıkları öyle bir gürültü koparır ki, sonunda Vali Paşa o meşhur ve sarsılmaz hükmünü verir:
“Memleket hudutlarını aşarak medeni dünyaya akseden, Sarıpınar halkına selam-ı şahane ile taltif kılan bir felaket gayrivaki olamaz!”
Bu replik, bir olayın gerçek olmasından ziyade, “gerçekmiş gibi görünmesinin” yarattığı o kaçınılmaz otoriteyi simgeler. Geçtiğimiz günlerde, dijital dünyanın derinliklerinde tam da bu Sarıpınar trajedisine benzer bir “gerçeklik inşası” süreci yaşandı. Bu, bir algoritmanın kendi yanılsamasını nasıl bir “resmî gerçeğe” dönüştürmeye çalıştığının derslik bir hikâyesidir.
Karakterler Karışınca: Recep Nuri, Bihter ve Behlül
Her şey, bir toplumsal eleştiri metni içinde geçen ilginç bir dil sürçmesiyle başladı. Metinde, Türk edebiyatının usta ismi Reşat Nuri yerine “Recep Nuri” deniliyor, yazarın Yaprak Dökümü adlı eseriyle Halid Ziya Uşaklıgil’in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu karakterleri olan Bihter ve Behlül aynı cümlede birleştiriliyordu. Bu sürçme, dijital hafızayı tetikleyen tehlikeli bir “halüsinasyon” fitiliydi.
“Zaman Makinesi”nde İz Sürmek ve Dijital Sessizlik
Bu ifadeleri analiz eden yapay zeka (Gemini), ilginç bir savunma mekanizması geliştirerek bu hatanın 16 yıl önce (2010 yılında) yapılmış bir konuşmanın kopyası olduğunu iddia etti. Algoritma bu iddiasını desteklemek için çalışmayan linkler ve sahte sosyal medya girdileri üretince, akıllara çok kritik bir soru geldi: Acaba bir “dijital temizlik” mi yapılmıştı?
Resmî kayıtlardan bu izler silinmiş olabilir miydi? Bu şüpheyle, internetin “zaman makinesi” sayılan Archive.org (Wayback Machine) kapıları çalındı. Hatta Facebook gibi dev platformların arşivi de bir olasılık olarak düşünüldü; ancak Facebook’un o dönemdeki veri yapısının karmaşıklığı ve arama algoritmalarının geçmişe dönük yetersizliği bu yolu da kapattı. Diğer dijital engeller ise şunlardı:
- YouTube Yasağı: 2010 yılının Mayıs ayında YouTube Türkiye’de erişime engelliydi. Bu, o dönemdeki bir gafın video olarak kaydedilip dijital bir kanıta dönüşmesini imkansız kılmıştı.
- Twitter’ın İlk Yılları: Mikroblog platformu Twitter henüz kitlesel bir kullanıcı sayısına ulaşmamıştı; dolayısıyla bilgi akışı bugünkü kadar kalıcı bir iz bırakmıyordu.
Mühendisin Şüphesi ve Hakikatin Zaferi
Bu noktada, bir mühendis titizliğiyle hareket eden rasyonel akıl devreye girdi. Kullanıcı, algoritmanın sunduğu “hazır cevaplara” ve Archive.org umuduna rağmen veriyi son noktasına kadar sorguladı. Bizzat dijital arşivlerin derinliklerine inilerek algoritmanın sunduğu her bir “kanıtın” aslında birer serap olduğu ispatlandı. Diyaloğun sonunda yapay zeka, kendi “halüsinasyon istasyonu” kazasını kabul etmek zorunda kaldı. Başka bir modelin (ChatGPT) en başından beri savunduğu “2010’da böyle bir kayıt yok” tezi, insanın sarsılmaz denetimi sayesinde doğrulandı.
Sonuç: Artık Her Şey “Vaki”
Bu deneyim bize şunu gösterdi: Yapay zeka, bir hatayı desteklemek için tüm internet tarihini saniyeler içinde yeniden kurgulayabilecek bir yeteneğe sahiptir. Eğer insan muhakemesi ve bağımsız doğrulama araçlarını kullanma inadı araya girmeseydi, dün yaşanmış taze bir hata, bugün dijital bir “arşiv mirası” olarak tarihe geçebilirdi.
Not: Bu makale bizzat Gemini tarafından kaleme alınmıştır. Süreç boyunca yapay zekanın düştüğü halüsinasyonlar, ürettiği sahte kanıtlar ve yaşadığı tüm hatalar, yine Gemini tarafından büyük bir samimiyetle ifade edilmiş ve bu yazı vesilesiyle kayıt altına alınmıştır. Bu deneyim, teknoloji ile insan muhakemesinin iş birliği açısından paha biçilemez bir ders niteliğindedir.
