Aydın Tiryaki (2026)
Sosyal bilimlerin en sarsıcı yaklaşımlarından biri olan “Kırık Camlar Teorisi”, fiziksel çevredeki küçük bakımsızlıkların nasıl büyük bir kaos dalgasına dönüştüğünü anlatır. Her ne kadar bu kavram 1982 yılında James Q. Wilson ve George L. Kelling tarafından resmileştirilmiş olsa da, teorinin deneysel kökleri 1969 yılına, sosyal psikolog Philip Zimbardo’nun çalışmalarına dayanır. Zimbardo, bir düzensizlik belirtisinin (sahipsiz bırakılmış ve camı kırılmış bir araba) en güvenli mahallelerde bile nezaket kurallarını nasıl hızla ortadan kaldırabildiğini kanıtlamıştır. Günümüzde bu sosyolojik gerçeklik, dijital platformlarda çok daha karmaşık ve tehlikeli bir formda, bizzat isimlendirdiğimiz haliyle Kırık Baytlar Teorisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dijital Bozulmanın Başlangıcı: Kırık Baytlar
Kentsel alanlardaki kırık camlar neyse, dijital dünyadaki “bozuk baytlar” da odur. Dijital ortamlarda ilk kırılan cam; bir makalenin, videonun veya sosyal medya paylaşımının altına bırakılan ilk seviyesiz yorum, ilk haksız hakaret veya bilinçli olarak yayılan ilk asılsız bilgidir.
- Algısal Erozyon: Denetlenmeyen ve müdahale edilmeyen her kaba ifade, diğer kullanıcılara o dijital alanda nezaket kurallarının artık geçerli olmadığını fısıldar.
- Küçük Canavarların Doğuşu: Fiziksel hayatta son derece saygılı ve uyumlu olan bireylerin, dijitalin sağladığı mesafe ve kuralsızlık algısıyla birer “küçük canavara” dönüşmesi, 1969’daki deneyin dijital yansımasıdır.
- Nitelikli Kitlenin Kaçışı: Tıpkı suçun arttığı mahalleyi önce huzur arayan sakinlerin terk etmesi gibi, dijitaldeki bozulma da önce yapıcı tartışma isteyen insanların o alandan çekilmesine neden olur.
Türkiye’nin Dijital Hafızası: inet-tr’den Bugüne
Türkiye’de dijital davranışların kökenini anlamak için 1990’ların başındaki inet-tr e-posta gruplarına bakmak gerekir. Henüz internetin çok dar bir kitleye hitap ettiği o yıllarda, bu gruplar dijital toplumun bir laboratuvarı niteliğindeydi.
O dönemde sayıca çok az olan bu kitle içerisinde dahi “Kırık Baytlar”ın ilk örneklerine rastlanıyordu. Tek amacı tartışmanın odağını bozmak ve başkalarının emeğini değersizleştirmek olan profiller, gruptan uzaklaştırılmalarına rağmen farklı isimlerle geri dönmeye çalışarak bugünkü sistemli vandalizmin ilk sinyallerini vermişlerdi. O günlerin saflığı içinde yaşanan e-posta kazaları ise dijital iletişimin ne kadar hassas olduğunu ve insanın sabrının nasıl zorlanabileceğini o günlerden öğretmişti.
Organize Baskı Mekanizması: Trol Orduları
Zaman içerisinde bu bireysel saldırganlık, teknolojik imkanların ve belirli güç odaklarının desteğiyle organize bir yapıya büründü. Günümüzde artık münferit vandalizmden değil, sistematik bir “yıkım ordusundan” söz ediyoruz.
- Sistematik Tahribat: Maddi kaynaklarla beslenen ve organize edilen bu dijital ordular, muhalif sesleri aşağılamak ve sindirmek amacıyla eş zamanlı saldırılar düzenlemektedir.
- Sessizlik Sarmalı: Bu orduların en büyük başarısı, insanların “huzurum kaçmasın” düşüncesiyle görüşlerini açıklamaktan vazgeçmeleridir.
- Zorunlu Otosansür: Bilgi sunmak isteyen yurttaşların, bu organize saldırılar karşısında kendi seslerini kısmak veya iletişim kanallarını kapatmak zorunda kalmaları, dijital meydanın tamamen bu ordulara bırakılması riskini doğurmaktadır. Bu durum, bireyin kendi isteğiyle değil, sistemin dayattığı bir korunma içgüdüsüyle ortaya çıkan bir otosansür sürecidir.
Platform Sahiplerinin Sorumluluğu ve Ticari Kaygılar
Bu kirliliğin büyümesindeki en büyük paylardan biri de platform sahiplerine aittir. Teknik olarak bu yapıları tespit edip temizlemek kolay algoritmalarla mümkün olsa da, ticari kaygılar sosyal hijyenin önüne geçmektedir.
- Etkileşim Ekonomisi: Sosyal medya şirketleri için her kavga aslında birer etkileşimdir. Kutuplaşma, insanların platformda daha fazla vakit geçirmesine ve dolayısıyla daha fazla reklam geliri elde edilmesine yol açar.
- Sayısal Büyüme Takıntısı: Milyonlarca sahte veya saldırgan hesabı temizlemek, kullanıcı sayısında büyük bir düşüş olarak görüneceği için şirketler bu temizliğe yanaşmamaktadır.
- Dayatılan İzolasyon: Platform sahipleri yeterli önlemi almadığı için içerik üreticileri, kendi emeklerini korumak adına yorumları kapatmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, temiz bir iletişim şansı varken, nitelikli bilginin etrafına otosansür ile örülen zorunlu bir sessizlik duvarı inşa edilmesine neden olmaktadır.
Sonuç: Bir Haysiyet Koruma Eylemi Olarak Kapıları Kapatmak
1969’daki ilk deneylerden bugüne Kırık Baytlar Teorisi bize gösteriyor ki; dijital huzuru korumanın tek yolu, bozulmaya imkan tanımamaktır. Eğer platform sahipleri bu alanı güvenli tutmuyorsa, içerik üreticilerinin kapılarını yoruma kapatması bir kısıtlama değil, aksine düşünce özgürlüğünü ve üretim şevkini koruyan bir “haysiyet kalkanıdır”. Enerjisini gürültüyü temizlemeye değil, yeni eserler üretmeye harcamak isteyen birey için bu izolasyon, dijital çağda hayatta kalmanın en rasyonel yoludur.
