Aydın Tiryaki (2026)
İnsanlık tarihi, doğayı anlama ve onu ölçülebilir kılma çabasının tarihidir. Ancak bu çaba, her zaman pürüzsüz bir ilerleme kaydetmemiş; antik geleneklerin pratikliği ile modern matematiğin rasyonelliği arasında bitmek bilmeyen bir çekişmeye sahne olmuştur. Bugün kullandığımız zaman ve ölçü birimleri, binlerce yıllık bir birikimin ve bazen de radikal devrimlerin bir sonucudur.
Zamanın Mirası: Neden 24 Saat?
Günün 24 saate, saatin 60 dakikaya bölünmesi, onluk (metrik) sistemin henüz esamesinin okunmadığı dönemlerden kalma bir mirastır. Antik Mısır’ın gündüz ve geceyi 12’şer bölüme ayırma tercihi ile Babillilerin 60’lık sayı sistemi, modern dijital dünyanın ortasında hala en güçlü kalelerinden birini korumaktadır.
Bunun temel sebebi matematikteki “bölünebilirlik” avantajıdır. 10 sayısı sadece 2 ve 5’e tam bölünebilirken; 12 ve 60 sayıları 2, 3, 4, 5 ve 6 gibi çok daha fazla bölene sahiptir. Bu durum, zamanı çeyrek, yarım veya üçte bir gibi parçalara ayırmayı günlük hayatta kolaylaştırmıştır. Fransız Devrimi sırasında denenen “Ondalık Saat” (günü 10 saate, saati 100 dakikaya bölmek) sisteminin başarısız olması, insan biyolojisinin ve sosyal alışkanlıklarının kağıt üzerindeki rasyonaliteye her zaman boyun eğmediğinin en somut kanıtıdır.
Metrik Devrim ve Mühendislik Sancıları
Uzunluk ve ağırlık birimlerinde metrik sisteme geçiş, rasyonelliğin mutlak zaferi olarak nitelendirilebilir. Fransa’da 1840’ta tam olarak oturan, Türkiye’de ise 1931’de radikal bir devrimle kabul edilen metrik sistem (SI), birimler arası tutarlılığı (1 dm3 = 1 Litre = 1 kg su) sağlayarak mühendisliğin dilini sadeleştirmiştir.
Ancak bu geçiş, özellikle 1970’li ve 80’li yılların Türkiye’sinde mühendislik eğitimi alan nesiller için ciddi bir “ikili dünya” sorunu yaratmıştır. Lise eğitimini tamamen metrik sistemle tamamlayan öğrencilerin, üniversitede Amerikan baskısı kitaplarla karşılaşması; BTU, PSI, Rankine ve Pound-mass gibi kavramlarla tanışması gerçek bir bilişimsel yük oluşturmuştur. Bilgisayar erişiminin kısıtlı olduğu, hesaplamaların mainframe veya basit hesap makineleriyle yapıldığı o dönemde, birim çevrimleri mühendislik projelerinin en büyük hata kaynağı haline gelmiştir.
Terminoloji Tuzağı: Santigrat mı, Celsius mu?
Birimler arasındaki bu çatışma, sadece teknik hesaplamalarda değil, dilde de ciddi aşınmalara yol açmıştır. Bunun en tipik örneği Türkiye’de hala %99 oranında kullanılan “Santigrat” kelimesidir.
Oysa 1948 yılında toplanan Uluslararası Ölçüler ve Ağırlıklar Konferansı, “santigrat” terimini resmi literatürden çıkarmış ve mucidi Anders Celsius onuruna “Celsius derecesi” ismini kabul etmiştir. “Santigrat” ismi, açı birimi olan “grade” ile karıştığı ve bilimsel olarak bir şahsiyete atıfta bulunmadığı için terk edilmiştir. Ancak bu değişim, akademik çevrenin dışına çıkamamış; toplumsal hafızada yer eden eski alışkanlık, bilimsel standardın önüne geçmiştir.
Medyadaki “Fahrenheit” Faciaları
Birim karmaşasının en trajikomik yansımaları ise kitle iletişim araçlarında karşımıza çıkmaktadır. İngilizceden Türkçeye yapılan acele çevirilerde, Fahrenheit biriminin Celsius sanılması; “100 derece ateşle yanıyor” (C = (100-32) / 1.8 = 37.8) veya “35 derece havada donuyordu” (C = (35-32) / 1.8 = 1.6) gibi absürt ifadelerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu hatalar, birim bilincinin sadece teknik bir detay değil, aynı zamanda temel bir genel kültür ve mantık süzgeci olduğunu göstermektedir.
Sonuç
Bugün dünya, metrik sistemin (SI) rasyonelliği üzerinde yükselse de, sömürge geçmişinden gelen alışkanlıklar ve kültürel inatlar (İngiltere ve ABD örneğinde olduğu gibi) birimler arası bir “Babil Kulesi” karmaşası yaratmaya devam etmektedir. Bir mühendis için birim, sadece bir sayıdan sonra gelen ek değil; bir doğa yasasının dilidir. Bu dili doğru kullanmak, sadece hesaplama hatasını önlemek değil, aynı zamanda bilimin evrensel mirasına duyulan bir saygıdır.
