Aydın Tiryaki’nin “Türkiye’nin Yerleşim Düzeni ve Nüfus Dinamikleri” Çalışması Üzerine Analiz ve Öneriler
Claude (Anthropic AI) tarafından hazırlanmıştır
12 Ocak 2026
GİRİŞ: MODERN TÜRKİYE’NİN İDARİ KRIZINDE NEREDEYIZ?
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana idari yapısını sürekli dönüştürmüş, ancak bu dönüşümler genellikle rasyonel planlamadan ziyade kısa vadeli siyasi ihtiyaçlara cevap vermiştir. Aydın Tiryaki’nin 28 makaleden oluşan kapsamlı çalışması, bu idari yapının bugün geldiği noktayı sistematik bir şekilde analiz ederek, Türkiye’nin yerleşim düzeninde köklü bir reform ihtiyacı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu değerlendirme makalesi, Tiryaki’nin tespitlerini eleştirel bir gözle incelerken, eksik kalan boyutları tamamlamayı ve uygulanabilir bir reform yol haritası çizmeyi amaçlamaktadır. Temel argümanımız şudur: Türkiye’nin mevcut idari yapısı, 21. yüzyılın dinamik, dijital ve afet gerçekleriyle uyumsuz hale gelmiştir; ancak köklü bir reformun başarılı olabilmesi için sadece teknik çözümler değil, siyasi irade, toplumsal mutabakat ve aşamalı bir uygulama stratejisi gereklidir.
BÖLÜM I: SORUN TESPİTİ – TİRYAKİ’NİN HAKLILIĞI
1.1. Kağıt Üstünde Kentleşme: İstatistiksel Bir Yanılgı
Tiryaki’nin en isabetli tespitlerinden biri, 6360 sayılı yasanın yarattığı “kağıt üstünde kentleşme” olgusudur. 2012 yılında kabul edilen ve 2014’te uygulamaya konulan bu yasa, Türkiye’nin kentleşme oranını bir gecede %77’den %93’e çıkarmıştır. Bu sıçrama, sosyolojik bir dönüşümün değil, idari bir kalemin sonucudur.
Yaklaşık 16.000 köyün mahalleye dönüşümü, milyonlarca insanın yaşam biçimi, ekonomik faaliyeti ve kültürel kimliği değişmediği halde istatistiksel olarak “kentli” sayılması anlamına gelmiştir. Bu durum, politika yapıcılar için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır: Yanlış verilere dayanan kalkınma planları, yanlış sonuçlar doğurmaktadır.
Eleştirel Görüş: Tiryaki’nin “kırsal mahalle” ve “kentsel köy” ayrımı önerisi mantıklıdır, ancak bu ayrımın nasıl yapılacağına dair net metodolojik kriterler eksiktir. Öncelikle şu kriterlerin belirlenmesi gerekir:
- Nüfus yoğunluğu eşiği: Kilometrekare başına kaç kişiden az olan yerleşimler kırsal sayılacak?
- Ekonomik faaliyet profili: Tarım ve hayvancılık gelirinin hangi oranı kırsal tanımını gerektirir?
- Altyapı göstergeleri: Kanalizasyon, doğalgaz, toplu taşıma gibi kentsel altyapıların varlığı nasıl ölçülecek?
- İşlevsel bütünlük: Ana kentsel alandan günlük işe gidip gelme oranı ne olmalı?
Avrupa Birliği’nin kentsel-kırsal sınıflandırmasında kullandığı metodoloji bu noktada yol gösterici olabilir. AB, nüfus yoğunluğu ve komşu yerleşimlerle fonksiyonel bağlantıları dikkate alan çok katmanlı bir sistem kullanmaktadır.
1.2. Köy Tüzel Kişiliğinin Sonu: Sosyolojik ve Ekonomik Kırılma
6360 sayılı yasanın en tartışmalı boyutu, köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasıdır. Tiryaki’nin vurguladığı gibi, bu sadece bir statü değişikliği değildir; köylerin mülkiyet yapısını, karar alma mekanizmalarını ve üretim biçimlerini temelden etkilemiştir.
Köy meraları ve ortak alanların belediye denetimine geçmesi, hayvancılıkla uğraşan kesimler için hayati bir sorundur. Geleneksel olarak köy halkının kolektif yönetiminde olan bu alanlar, artık belediye bürokrasisinin izin ve harç sistemine bağlı hale gelmiştir. Bu durum, küçük ölçekli hayvancılığı ekonomik olarak sürdürülemez kılmakta ve kırsal göçü hızlandırmaktadır.
Eleştirel Görüş: Tiryaki’nin bu konudaki endişeleri haklı olmakla birlikte, yasanın çıkarılma gerekçeleri de dikkate alınmalıdır. 6360 sayılı yasa, kırsal alanları yok etmek için değil, büyükşehirlerde hizmet sunumunu etkinleştirmek ve mali merkezileşmeyi sağlamak için tasarlanmıştır. Sorun, yasanın köy-kent ayrımını gözetmeyen tekdüze uygulanmasıdır.
Çözüm, yasayı tamamen geri almak değil, farklılaştırılmış bir uygulama modeli geliştirmektir. Büyükşehir sınırları içinde kalsa bile, belirli kriterleri karşılayan yerleşimlere “özel statülü kırsal mahalle” kimliği verilebilir. Bu statü, aşağıdaki hak ve ayrıcalıkları sağlamalıdır:
- Ortak kullanım alanlarının (mera, yaylak) yönetiminde mahalle sakinlerinin söz hakkı
- Emlak vergisi muafiyeti veya indirimli tarifeler
- Hayvancılık ve tarımsal üretim için özel izin ve teşvik sistemleri
- Kentsel imar kurallarından muafiyet
1.3. Ölçek Sorunları: Dev İlçeler ve Cüce İller
Tiryaki’nin çalışmasında vurgulanan bir diğer önemli sorun, Türkiye’nin idari birimlerindeki ölçek asimetrisidir. Konya ili 40.838 km²’lik alanıyla Hollanda’dan büyükken, Yalova sadece 839 km²’dir. İstanbul’un nüfus yoğunluğu 3.000 kişi/km²’yi aşarken, Tunceli ve Ardahan’da bu oran 10 kişi/km²’nin altındadır.
Bu asimetri, yönetim etkinliğini doğrudan olumsuz etkilemektedir. Geniş coğrafyaya yayılmış seyrek nüfuslu illerde kamu hizmetlerinin sunumu maliyetli ve verimsiz hale gelirken, aşırı yoğun kentlerde planlama ve koordinasyon zorlaşmaktadır.
Eleştirel Görüş: Tiryaki’nin “verimlilik odaklı yeni mülki taksimat” önerisi yerinde, ancak nasıl uygulanacağı belirsizdir. İl sayısını artırmak mı, azaltmak mı gerekir? Hangi kriterler belirleyici olmalıdır?
Benim önerim, kademeli ve veri temelli bir yaklaşımdır:
Aşama 1 (2026-2028): Veri Toplama ve Analiz
- Her ilin hizmet sunumu etkinliğini ölçen kapsamlı bir performans değerlendirmesi
- Nüfus, yüzölçümü, ekonomik aktivite, coğrafi engeller ve gelişmişlik düzeyi gibi çok kriterli bir analiz
- Optimal idari birim büyüklüğü için uluslararası karşılaştırmalar
Aşama 2 (2028-2030): Pilot Uygulamalar
- Belirli bölgelerde “alan yönetimleri” kurularak, il üstü koordinasyon mekanizmaları test edilmeli
- Örneğin, Tunceli, Elazığ ve Bingöl illeri için ortak bir “Fırat Havzası Kalkınma Koordinasyon Merkezi” pilot olarak kurulabilir
Aşama 3 (2030-2035): Köklü Reforma Geçiş
- Pilot uygulamalardan elde edilen verilerle, yeni mülki taksimat planı hazırlanmalı
- Anayasa değişikliği gerektiren bu reformun toplumsal mutabakatla yürütülmesi kritiktir
BÖLÜM II: EKSİK BOYUTLAR – TİRYAKİ’NİN ATLADIĞI NOKTALAR
2.1. Siyasi Ekonomi Analizi: 6360 Yasası Neden Çıkarıldı?
Tiryaki’nin çalışmasında eksik kalan en önemli boyut, 6360 sayılı yasanın siyasi ekonomisinin analiz edilmemesidir. Bu yasa sadece teknik bir düzenleme değildi; arkasında güçlü mali, siyasi ve ideolojik motivasyonlar vardı.
Mali Merkezileşme: Yasanın temel hedeflerinden biri, yerel yönetimlerin mali kaynaklarını büyükşehir belediyelerine aktararak, merkezi hükümetin bu kaynaklar üzerindeki kontrolünü artırmaktı. Köy ve belde belediyelerinin bütçeleri dağınık ve etkin denetimden uzaktı; büyükşehir belediyeleri ise daha merkezi ve şeffaf bir yapıya sahipti.
Siyasi Kontrol: Büyükşehir belediyelerinin güçlendirilmesi, yerel siyasette parti örgütlerinin etkisini artırdı. Bağımsız köy muhtarları ve küçük belde belediye başkanlarının yerini, büyükşehir belediyesine bağlı mahalle muhtarları aldı. Bu, merkezi partilerin yerel siyaset üzerindeki hakimiyetini pekiştirdi.
Hizmet Etkinliği Söylemi: Yasanın savunucuları, küçük belediyelerin etkin hizmet sunamadığını, ölçek ekonomisinden yararlanamadığını ve kaynaklarını israf ettiğini öne sürdüler. Bu argümanın bir gerçeklik payı vardır, ancak çözüm tüm yerel yönetimleri ortadan kaldırmak değil, kapasitelerini güçlendirmek olmalıydı.
Eleştirel Görüş: Herhangi bir reform önerisinin başarılı olabilmesi için, bu siyasi ekonomik gerçeklikleri dikkate alması gerekir. Tiryaki’nin önerdiği bucak sisteminin yeniden kurulması veya kırsal mahallelere özerklik verilmesi, mali kaynak tahsisi ve siyasi güç dağılımı konusunda dirençle karşılaşacaktır. Bu direnç noktaları öngörülmeli ve bunları aşacak stratejiler geliştirilmelidir.
2.2. Karşılaştırmalı Perspektif: Dünya Bize Ne Öğretiyor?
Tiryaki’nin çalışmasında uluslararası örneklere yeterince yer verilmemiştir. Oysa Türkiye’nin yaşadığı sorunlar evrensel değildir; farklı ülkeler farklı çözümler geliştirmiştir.
Fransa Modeli: Aşırı Parçalanma Fransa’da 36.000’den fazla belediye (commune) vardır, nüfusların çoğu 500’den azdır. Bu, demokratik katılım açısından idealdir, ancak hizmet sunumu verimsizdir. Fransa bu sorunu “belediye birlikları” (intercommunalités) kurarak çözmüştür. Küçük belediyeler özerkliklerini korurken, belirli hizmetler için ortaklaşa çalışmaktadır.
Almanya Modeli: Federal Yapı Almanya’nın eyalet bazlı yapısı, yerel yönetimlere geniş özerklik tanırken, eyalet düzeyinde koordinasyonu sağlamaktadır. Her eyalet kendi idari yapısını belirleyebilmektedir. Bu esneklik, Türkiye için ilham verici olabilir.
İspanya Modeli: Özerk Bölgeler İspanya, tarihsel ve kültürel farklılıkları dikkate alarak özerk bölgeler sistemi kurmuştur. Her bölge farklı yetki ve kaynak düzeyine sahiptir. Bu model, Türkiye’nin homojen olmayan coğrafi ve demografik yapısına uygun olabilir.
Önerim: Türkiye, hibrit bir model geliştirebilir:
- Büyükşehirlerde Fransız modelinden esinlenen “mahalle birlikları”
- Kırsal bölgelerde Almanya’nın esnek federal yapısından ilham alan “bölge koordinasyon merkezleri”
- Doğu ve Güneydoğu gibi özel coğrafi ve sosyoekonomik özelliklere sahip bölgelerde İspanya tarzı “kalkınma özerk bölgeleri”
2.3. Malî Sürdürülebilirlik: Reformun Bedeli Nedir?
Tiryaki’nin önerilerinin çoğu, kaynak gerektirmektedir: bucak sisteminin yeniden kurulması, dijital altyapı yatırımları, yeni cazibe merkezlerinin oluşturulması, afet dirençli yerleşimlerin inşası… Ancak bu reformların maliyeti hesaplanmamıştır.
Gerçekçi bir maliyet-fayda analizi olmadan, en iyi niyetli reform önerileri bile uygulanamaz. İlgili bakanlıklar ve Hazine, böyle kapsamlı bir değişikliğe ancak net bir bütçe planıyla destek verecektir.
Önerim: Aşamalı finansman modeli:
Kısa Vade (2026-2028): Düşük Maliyetli Reformlar
- Mevcut mahalle meclislerine kırsal mahalleler için özel yetkiler verilmesi (ek maliyet: ihmal edilebilir)
- Dijital yönetişim platformlarının pilot uygulaması (tahmini maliyet: 50 milyon TL)
- İstatistiksel veri toplama metodolojisinin güncellenmesi (tahmini maliyet: 20 milyon TL)
Orta Vade (2028-2032): Orta Maliyetli Yapısal Reformlar
- Bucak sisteminin seçilmiş bölgelerde pilot uygulaması (tahmini maliyet: 500 milyon TL)
- Kırsal alanlarda akıllı tarım ve dijital altyapı yatırımları (tahmini maliyet: 5 milyar TL)
- Yeni cazibe merkezlerinin teşvik edilmesi (tahmini maliyet: 10 milyar TL – özel sektör ortaklığıyla)
Uzun Vade (2032-2040): Köklü Yapısal Dönüşüm
- Yeni mülki taksimat reformu (tahmini maliyet: değişken, ancak büyük ölçüde idari)
- Afet dirençli yerleşim planlaması (tahmini maliyet: 50 milyar TL – 15 yıla yayılarak)
Bu maliyetler büyük görünebilir, ancak Türkiye’nin yıllık kamu bütçesi yaklaşık 7 trilyon TL civarındadır. Uzun vadede yayılan bu reformlar, bütçenin %0,5’inden azına mal olacaktır.
2.4. Hukuki Engeller: Anayasa ve Yasalar
Tiryaki’nin önerilerinin bir kısmı, mevcut anayasa ve yasalarla çelişmektedir. Örneğin, köylere yeniden tüzel kişilik verilmesi veya il sayısının değiştirilmesi, anayasa değişikliği gerektirir.
Prof. Dr. Kemal Gözler’in 6360 sayılı yasayı anayasaya aykırı bulduğu bilinmektedir. Benzer şekilde, yapılacak köklü reformların da anayasal denetimden geçmesi gerekecektir.
Önerim: Hukuki zemin oluşturma stratejisi:
- Anayasa Mahkemesi’nden görüş alınması: Önerilen reformların anayasaya uygunluğu hakkında danışma süreci başlatılmalı.
- Kademeli yasal düzenlemeler: Anayasa değişikliği gerektirmeyen reformlar önceliklendirilmeli (örneğin, kırsal mahallere özel statü verilmesi).
- Geniş siyasi mutabakat: Anayasa değişikliği gerektiren reformlar için meclisteki tüm partilerin desteği sağlanmalı.
BÖLÜM III: UYGULANABILIR BIR YOL HARITASI
3.1. Kısa Vadeli Öncelikler (2026-2028): Krizi Yönetmek
Türkiye’nin idari yapısı, ani ve köklü bir değişiklik kaldıramaz. İlk aşamada, mevcut sistemin en acil sorunlarına odaklanmak gerekir.
Öncelik 1: İstatistiksel Şeffaflık TÜİK, kentsel ve kırsal nüfusu hesaplarken Tiryaki’nin önerdiği “fonksiyonel yaklaşım”ı pilot olarak uygulayabilir. Bu, kağıt üstünde kentleşme yanılgısını düzeltecek ve politika yapıcılara daha doğru veriler sunacaktır.
Öncelik 2: Kırsal Mahalleler için Acil Paket Büyükşehir sınırları içindeki tarımsal karakterini koruyan mahallelere, ortak kullanım alanlarının yönetiminde söz hakkı verilmelidir. Bu, yasama değişikliği gerektirmez; bir yönetmelik düzenlemesiyle yapılabilir.
Öncelik 3: Dijital Katılım Platformları Yerel yönetimlerde katılımı artırmak için, dijital mekanizmalar kurulmalıdır. Mahalle meclisleri, çevrimiçi platformlar aracılığıyla sakinlerden görüş alabilmeli, öneri toplayabilmeli ve şeffaf karar alma süreçleri işletebilmelidir.
3.2. Orta Vadeli Reformlar (2028-2032): Yapıyı Güçlendirmek
İlk aşamadaki kazanımlar değerlendirildikten sonra, daha yapısal reformlara geçilebilir.
Reform 1: Bucak Sisteminin Modern Yorumu Tiryaki’nin önerdiği bucak sistemi, 21. yüzyıla uyarlanarak yeniden tasarlanabilir. Ancak bu, eski bucakların birebir ihyası anlamına gelmemelidir. Modern bucak, aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:
- Dijital altyapı: Her bucakta e-devlet hizmetlerinin sunulduğu bir hizmet noktası
- Koordinasyon rolü: İlçe ile köyler/mahalleler arasında köprü işlevi
- Seçilmiş temsil: Bucak meclisi, bölgedeki muhtarlardan oluşmalı
- Mali kaynak: Merkezi bütçeden ödenek almak yerine, ilçe bütçesinden pay almalı
Reform 2: Esnek İl Yönetimi Modeli Tüm illere tek tip yönetim uygulamak yerine, üç kategoriye ayrılmış esnek bir sistem kurulabilir:
- Kategori A: Metropol İller (İstanbul, Ankara, İzmir, vb.) – Geniş yetkili büyükşehir yönetimi
- Kategori B: Orta Ölçekli İller – İl genel meclisine daha fazla yetki
- Kategori C: Küçük ve Kırsal İller – Komşu illerle koordinasyon mekanizmaları
Bu esneklik, her ilin kendi dinamiklerine uygun çözümler geliştirmesine imkan tanır.
Reform 3: Yeni Cazibe Merkezleri Tiryaki’nin önerdiği “yeni cazibe merkezleri” fikri, afet riski ve göç dengesi açısından kritiktir. Ancak bu merkezlerin nasıl belirleneceği netleştirilmelidir.
Önerim:
- Deprem haritaları: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verileriyle düşük riskli bölgeler belirlenmeli
- Su kaynakları: İklim değişikliği senaryolarında bile sürdürülebilir su kaynaklarına sahip yerler
- Ulaşım altyapısı: Hızlı tren ve otoyol ağına yakınlık
- Teşvikler: Vergi muafiyetleri, ücretsiz arsa tahsisi, sübvansiyonlu konut
3.3. Uzun Vadeli Vizyon (2032-2040): Türkiye’yi Yeniden Tasarlamak
Kısa ve orta vadeli reformların başarısı, uzun vadeli köklü bir vizyonun temelini oluşturacaktır.
Vizyon 1: Bölgesel Kalkınma Özerk Bölgeleri Türkiye’nin her bölgesi, ekonomik yapı, coğrafi koşullar ve kültürel özellikler açısından farklıdır. Tek tip bir kalkınma modeli işe yaramamaktadır. Bölgesel özerk kalkınma ajanslarına gerçek yetki ve kaynak verilmelidir.
Örneğin:
- Doğu Anadolu Kalkınma Özerk Bölgesi: Hayvancılık, turizm ve yenilenebilir enerji odaklı
- Güneydoğu Anadolu Özerk Bölgesi: Tarım, sınır ticareti ve lojistik
- Karadeniz Özerk Bölgesi: Balıkçılık, çay-fındık üretimi, yayla turizmi
Vizyon 2: Afet Dirençli Türkiye 2023 Kahramanmaraş depremleri, Türkiye’nin yerleşim planlamasının ne kadar riskli olduğunu göstermiştir. Uzun vadede, nüfusun deprem fay hatlarından uzak, güvenli bölgelere kademeli olarak taşınması teşvik edilmelidir.
Bu, zoraki bir göç değil, ekonomik teşviklerle yönlendirilen gönüllü bir süreç olmalıdır:
- Riskli bölgelerde yeni inşaata izin verilmemeli
- Güvenli bölgelerde konut projelerine devlet desteği sağlanmalı
- Afet sigortası primleri bölgesel riske göre farklılaştırılmalı
Vizyon 3: Dijital Yönetişim ve Katılımcı Demokrasi Tiryaki’nin akıllı şehirler ve dijital yönetim önerisi, sadece teknolojiyle sınırlı kalmamalıdır. Asıl hedef, yurttaşların karar alma süreçlerine aktif katılımını sağlamaktır.
Gelecekte:
- Her mahalle, dijital bir platform üzerinden bütçe öncelikleri belirleyebilmeli
- Yerel yönetim kararları, blockchain teknolojisiyle şeffaf hale getirilebilmeli
- Yapay zeka destekli veri analizi, kaynak tahsisini optimize edebilmeli
SONUÇ: DEĞİŞİM KAÇINILMAZ, SORU NASIL DEĞİŞECEĞİMİZ
Aydın Tiryaki’nin çalışması, Türkiye’nin idari yapısındaki krizin derinliğini gözler önüne sermiştir. 6360 sayılı yasa, iyi niyetli bir reform çabasıyken, öngörülemeyen yan etkilere yol açmıştır. Bugün geldiğimiz nokta, ne tamamen geri dönebileceğimiz ne de olduğu gibi devam edebileceğimiz bir durumdur.
Bu makalede, Tiryaki’nin tespitlerini temel alarak ama ötesine geçerek, uygulanabilir bir reform yol haritası çizmeye çalıştım. Önerilerim üç ilke üzerine kuruludur:
- Kademeli ve Kanıta Dayalı Değişim: Ani, radikal reformlar değil; pilot uygulamalar, veri toplama ve sürekli iyileştirme
- Esneklik ve Çeşitlilik: Tek tip çözümler değil; bölgelerin ve yerleşimlerin kendine özgü ihtiyaçlarına cevap veren modeller
- Katılımcı ve Şeffaf Süreç: Yukarıdan dayatılan değişiklikler değil; yerel halkın, akademinin ve sivil toplumun dahil olduğu demokratik bir süreç
Türkiye’nin idari yapısı, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken köklü bir yenilenmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu yenilenme, geçmişin hatalarından ders almalı, bugünün teknolojik imkanlarından yararlanmalı ve geleceğin afet risklerini öngörmelidir.
Tiryaki’nin çalışması, bu tartışmanın kapısını aralamıştır. Şimdi sıra, bu kapıdan içeri girerek, somut adımlar atmaya ve Türkiye’nin 2050 vizyonunu birlikte çizmeye gelmiştir.
Dipnot: Bu makale, Claude (Anthropic AI) tarafından Aydın Tiryaki’nin “Türkiye’nin Yerleşim Düzeni ve Nüfus Dinamikleri” başlıklı 28 makalelik çalışmasının eleştirel değerlendirmesi olarak hazırlanmıştır. Makaledeki tüm görüş ve öneriler, bir yapay zeka sisteminin analitik perspektifini yansıtmaktadır ve politika önerisi olarak değil, tartışma zemini oluşturmak amacıyla sunulmuştur.
