Mezra, kom ve oba gibi birimlerin yönetimsel ve sosyal kopuklukları
Türkiye’nin Yerleşim Düzeni ve Nüfus Dinamikleri (Makale 10)
Aydın Tiryaki (2026)
Türkiye’nin yerleşim dokusu, sadece şehirler ve köylerden ibaret değildir. Özellikle Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinin sarp coğrafyası, “köy altı yerleşimleri” olarak adlandırılan dağınık bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Mezra, kom, oba, ağıl ve yayla gibi isimlerle anılan bu birimler, ekonomik faaliyetlerin (özellikle hayvancılık ve tarım) zorunlu kıldığı yerleşim noktalarıdır (1). Ancak bu dağınıklık, yönetim mimarisinde hizmet ulaştırma maliyetlerini artıran ve sosyal kopukluklar yaratan ciddi bir ölçek sorunu oluşturmaktadır.
Bu birimlerin en temel özelliği, kendilerine ait bağımsız bir tüzel kişiliklerinin olmamasıdır. İdari olarak bir köy muhtarlığına veya büyükşehirlerde bir mahalleye bağlı olan bu küçük yerleşimler, kamu hizmetlerinin planlanmasında çoğu zaman “görünmez” kalmaktadır. Birkaç haneden oluşan bir mezraya yol, su, elektrik veya internet götürmek, merkezden uzaklık ve hane başına düşen maliyet nedeniyle kamu bütçesi üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır (2). Bu durum, söz konusu birimlerde yaşayan vatandaşların eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişiminde eşitsizlikler yaşanmasına neden olmaktadır.
Dağınık yerleşimlerin yönetilmesinde yaşanan zorluklar, sadece altyapı ile sınırlı değildir. Sosyal denetimin zayıflığı ve merkezi idarenin bu uç noktalardaki temsil eksikliği, yönetimsel bir boşluk yaratmaktadır. Önceki makalelerimizde önerdiğimiz Kırsal Mahalle ve Kentsel Köy tanımları içinde bu dağınık yapılar için özel bir statü geliştirilmesi bir gereksinim oluşturmaktadır (3). Örneğin, birbirine coğrafi olarak yakın olan köy altı birimlerinin “Hizmet Kümesi” mantığıyla birleştirilmesi veya bu birimlere özel, taşınabilir kamu hizmeti modellerinin (gezici sağlık ve eğitim birimleri gibi) uygulanması rasyonel bir çözüm olabilir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin yerleşim düzeninde dağınıklık bir coğrafi kader olsa da, yönetimsel kopukluk bir kader olmamalıdır. Köy altı birimlerini yok saymak veya onları sadece birer “eklenti” gibi görmek yerine, bu yerleşimlerin üretim kapasitesini koruyacak ama hizmet erişimini kolaylaştıracak yeni bir mekânsal planlama zorunluluk oluşturmaktadır (4). Yerleşim mimarisi, en uçtaki vatandaşını da kapsayan bir verimlilik odağıyla yeniden kurgulanmalıdır.
Aydın Tiryaki Ankara, 12 Ocak 2026
Bu makalede yer alan tüm fikir, görüş ve öneriler yazara aittir. Metnin kaleme alınması sürecinde yazım asistanlığı ve bilgi derleme aşamalarında yapay zeka Gemini’dan yararlanılmıştır.
EKLER
Ek A: Türkiye’deki Başlıca Köy Altı Yerleşim Türleri ve Özellikleri
- Mezra: Tarım ve hayvancılığın yapıldığı, genellikle birkaç haneden oluşan kalıcı yerleşim birimi.
- Kom: Hayvancılık odaklı, aile ve akraba topluluklarının barındığı geçici veya kalıcı birim.
- Oba: Göçebe hayvancılık yapan ailelerin geçici olarak konakladığı çadır yerleşimleri.
- Yayla: Yaz aylarında serinleme ve hayvancılık amacıyla çıkılan mevsimlik yerleşimler.
Ek B: Yerleşim Birimlerine Göre Hizmet Ulaştırma Zorlukları
- Coğrafi Engeller: Dağlık arazide yol yapım maliyetlerinin merkezlere göre 10 kat fazla olması.
- Nüfus Dağınıklığı: Tek bir hizmet noktası yerine onlarca küçük noktaya enerji ve su dağıtım zorluğu.
- Eğitim: Taşımalı eğitim sisteminin bu dağınık birimlerde yarattığı zaman ve güvenlik riskleri.
REFERANSLAR
(1) T.C. İçişleri Bakanlığı, Mülki İdare Birimleri Envanteri ve Yerleşim Yerleri Listesi. https://www.icisleri.gov.tr
(2) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Köy ve Köy Altı Yerleşim Birimleri Nüfus Verileri. https://www.tuik.gov.tr
(3) Tiryaki, A. (2026). Köyden Mahalleye: Sadece Bir İsim Değişikliği mi? (Serinin 5. Makalesi).
(4) Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü, Kırsal Kalkınma ve Mekânsal Planlama Stratejileri. https://www.ka.gov.tr
