Dünya’da ve Türkiye’de 2025
Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım asistanı olarak Gemini AI kullanılmıştır)
Özet: 2025 yılı, küresel ekonomide enflasyonla mücadelenin “yumuşak iniş” ile sonuçlandığı ancak ticaret savaşlarının gölgesinde büyümenin kırılgan kaldığı bir yıl olmuştur. Bu makale, Türkiye ekonomisinin 1,5 trilyon dolarlık nominal büyüklüğü ile dünyadaki devler ligindeki yeri ile fert başına düşen refah seviyesi arasındaki tezatı verilerle analiz etmektedir.
Giriş: Küresel Ekonomide Yeni Dengeler
2025 yılı sonu itibarıyla dünya ekonomisi, pandemi sonrası biriken yapısal sorunları aşma noktasında önemli bir sınav vermiştir. Küresel büyüme oranı %3,2 seviyesinde gerçekleşirken, korumacı ticaret politikaları ve teknolojik rekabet, ülkelerin refah düzeylerini yeniden şekillendirmiştir. 2025, ekonomide “niceliksel büyüme”den ziyade “niteliksel refah”ın sorgulandığı bir yıl olarak tarihe geçmiştir.
1. Türkiye: Dünyanın 16. Büyük Ekonomisi
Türkiye, 2025 yılında yaklaşık 1,57 trilyon dolarlık nominal GSYH büyüklüğü ile dünyanın en büyük 16. ekonomisi olma konumunu korumuştur.
- Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP): Türkiye, SAGP bazında yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık hacmiyle dünya genelinde 11. sıraya kadar yükselmiş durumdadır. Bu veri, Türkiye’nin iç pazar büyüklüğünün ve üretim kapasitesinin küresel ölçekteki ağırlığını teyit etmektedir.
- Büyüme Dinamiği: 2025 yılında Türkiye ekonomisi %2,7 – %3,2 bandında bir büyüme sergileyerek, pek çok Avrupa ülkesinden daha dirençli bir görüntü vermiştir.
2. Refah Paradoksu: Fert Başına Gelir
Ekonominin toplam büyüklüğü ile bireysel refah arasındaki makas, 2025 yılının en temel tartışma konusudur:
- Nominal Fert Başına Gelir: Türkiye’de fert başına düşen milli gelir 2025 sonunda 18.200 dolar seviyesine yaklaşmıştır. Bu rakam Türkiye’yi dünya sıralamasında 66. sıraya yerleştirmektedir.
- Refah Dağılımı: Toplam ekonomideki 16. sıra ile fert başına düşen gelirdeki 66. sıra arasındaki fark, Türkiye’nin “orta gelir tuzağı”ndaki konumunu ve gelir adaletsizliğini yansıtan çarpıcı bir göstergedir.
3. Enflasyon ve Satın Alma Gücü
2025 yılı boyunca sürdürülen sıkı para politikası, enflasyonda 2024 sonuna göre bir gerileme sağlasa da, hayat pahalılığı toplumsal refahın önündeki en büyük engel olmaya devam etmiştir:
- Veri Uçurumu: Yıl sonu itibarıyla enflasyon TÜİK verilerine göre %33 bandında seyrederken, ENAG gibi bağımsız oluşumların verileri bu oranın %65 civarında olduğunu göstermektedir. Bu durum, hissedilen enflasyon ile resmi veriler arasındaki farkın satın alma gücünü eritmeye devam ettiğini kanıtlamaktadır.
Sonuç
Türkiye, 2025 yılında “büyük ekonomi” olma özelliğini pekiştirmiş ancak bu gücü “tabana yayılan bir refah”a dönüştürme konusunda henüz arzulanan noktaya gelememiştir. 2026 yılı için temel hedef, sadece GSYH rakamlarını büyütmek değil; fert başına düşen geliri artıracak, gelir dağılımını iyileştirecek ve yüksek enflasyonun yarattığı refah kaybını telafi edecek yapısal reformları kalıcı hale getirmektir.
EK: KÜRESEL VE YEREL EKSENDE REFAHIN SORGULANMASI: RAKAMLARIN ÖTESİNDEKİ GERÇEK
Bu makalede ele alınan büyüme rakamları ve GSYH verileri, bir ülkenin veya küresel sistemin kağıt üzerindeki gücünü gösterse de, 2025 yılı itibarıyla “refah” kavramının bireysel düzeyde nasıl bir yapısal dönüşüme uğradığını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Yılın ekonomik bilançosuna dair hem küresel hem de yerel ölçekli bazı “gayri resmi” gerçekleri şu şekilde not etmek gerekir:
1. Küresel “K-Tipi” Büyüme ve Derinleşen Uçurum 2025 yılında dünya ekonomisi, “K-tipi” olarak adlandırılan adaletsiz bir büyüme modeline hapsolmuştur. Bir yanda yapay zeka ve teknoloji devleri devasa kârlar açıklayıp borsaları zirveye taşırken, diğer yanda reel sektörde çalışan geniş kitlelerin alım gücü stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) baskısı altında ezilmiştir. Refahın sadece bir kesimde toplanması, küresel ölçekte “istikrarlı büyüme” illüzyonunu yaratmış, ancak sokağın gerçeği olan yoksullaşmayı perdeleyememiştir.
2. Evrensel Bir Sorun: Küresel Barınma Krizi Barınma krizi 2025’te sadece Türkiye’nin değil, Londra’dan New York’a, Berlin’den İstanbul’a kadar tüm metropollerin ortak yarası haline gelmiştir. Finansal sermayenin konutu bir “barınma hakkı”ndan ziyade bir “yatırım aracı” olarak görmesi, orta sınıfın yaşam standartlarını dünya genelinde çökertmiştir. Türkiye’de ise bu durum, yüksek enflasyon ve kur şoklarıyla birleşerek geniş kitlelerin temel bir hakka erişemediği sistemik bir krize ve toplumsal bir yaraya dönüşmüştür.
3. Yapay Zeka ve İş Gücü Paradoksu Küresel ölçekte verimlilik artışı sağlayan yapay zeka devrimi, 2025 yılında refahın paylaşımı konusunda yeni bir kriz doğurmuştur. Teknoloji, şirket karlarını artırırken; beyaz yakalı ve nitelikli iş gücü üzerinde “işsiz kalma” veya “ücret baskısı” riskini tetiklemiştir. Bu durum, akademik normlara ve liyakate dayalı eğitim almış kitlelerin bile ekonomik geleceğe dair duyduğu “belirsizlik maliyetini” artırmıştır.
4. Türkiye: İstatistiksel Büyüme ve Hissedilen Yoksulluk Türkiye özelinde 2025 yılı, “baz etkisi” ile düşen enflasyon rakamlarının mutfak masraflarındaki gerçeklerle uyuşmadığı bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir. GSYH büyüklüğü Türkiye’yi kağıt üzerinde üst sıralarda tutsa da, orta sınıfın erimesi toplumsal istikrarın ve kültürel üretimin en büyük güvencesinin yitirilmesi anlamına gelmektedir. Ekonomik refahın sürdürülebilirliği rakamlardan ziyade; hukuki öngörülebilirlik, kamuda liyakat ve kurumsal güven endeksindeki iyileşmeye bağlıdır.
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.
