Dünya’da ve Türkiye’de 2025
Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım yardımcısı olarak Gemini AI kullanılmıştır)
Özet: 2025 yılı, kültür ve sanatın dijitalleşme ile “içerikleşme” arasında sıkıştığı, medyanın ise güven bunalımını aşmaya çalıştığı bir yıl olmuştur. Bu makale; yapay zekanın sanatsal üretimdeki yerini, Türkiye’deki kültürel ayrışmanın sanat etkinliklerine yansımasını ve geleneksel medyanın dijital platformlar karşısındaki gerileyişini eleştirel bir bakışla incelemektedir.
Giriş: Sanatın ve Haberin Yeni Düzeni
2025 yılına veda ederken, “kültür” kavramı artık sadece müzeler veya tiyatro sahneleriyle sınırlı değildir. Algoritmaların belirlediği bir tüketim çağında, sanatın özgünlüğü ve haberin doğruluğu tarihin en büyük sınavlarından birini vermektedir. 2025, sanatta “yaratıcılığın” kimliğinin tartışıldığı, medyada ise gerçekliğin yerini “etkileşimin” aldığı bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir.
1. Küresel Kültür: Yapay Zeka ve “Ruhsuz” Sanat Tartışması
2025 yılında dünya genelinde sanatın üretim biçimi kökten değişmiştir:
- Yapay Zeka Üretimi Sanat: Video üretim modelleri ve müzik yapay zekaları, 2025’te profesyonel yapımların içine tamamen sızmıştır. Ancak bu durum, sanatın “insani özü” ve telif hakları konusunda bitmek bilmeyen hukuksal savaşları tetiklemiştir.
- Dijital Müze Deneyimi: Fiziksel sergilerin yerini alan “sanal gerçeklik” uygulamaları, 2025’te büyük bir pazar payına ulaşmış olsa da, sanatın o eşsiz dokusunun ekranlar arasında kaybolduğu eleştirileri artmıştır.
2. Türkiye’de Kültür ve Sanat: Etkinlikler ve Engeller
Türkiye için 2025 yılı, sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda bir “ifade” alanı olduğu gerçeğini bir kez daha göstermiştir:
- Etkinlik İptalleri: 2025 yılı boyunca çeşitli yerel yetkililer tarafından “toplumsal duyarlılık” gerekçesiyle iptal edilen konser ve festivaller, kültürel yaşamın üzerindeki en büyük gölge olmuştur. Bu durum, sanatın özgürlük alanının daraldığına dair kaygıları derinleştirmiştir.
- Dizi Sektörü ve Nitelik Sorunu: Türk dizilerinin küresel başarısı sürse de, içeriklerdeki tekdüzelik ve “izlenme odaklılık”, nitelikli sinema ve tiyatro üretiminin ekonomik olarak geri planda kalmasına yol açmıştır.
3. Medyanın Dönüşümü: Güven Kaybı ve Bilgi Kirliliği
2025 yılında medya alanı, teknolojik hızın yarattığı bir karmaşanın içine düşmüştür:
- Yanıltıcı İçerik ve Dezenformasyon: Yapay zeka ile üretilen sahte görüntülerin sosyal medyada saniyeler içinde yayılması, geleneksel haberciliğin “doğrulama” yeteneğini aşmıştır. 2025, haberin “doğruluğundan” ziyade “hızının” ödüllendirildiği bir yıl olmuştur.
- Bağımsız Gazeteciliğin Mali Sorunları: Türkiye’de bağımsız medya organları, ekonomik bunalım ve reklam kısıtlamaları nedeniyle 2025 yılında ciddi bir varlık mücadelesi vermiştir. Derinlikli çözümlemelerin yerini alan “tık odaklı” habercilik, toplumun doğru bilgiye erişimini kısıtlamıştır.
4. Dijital Platformlar ve Sinemanın Geleceği
2025 yılı, sinema salonlarının birer “geçmişe özlem merkezi” haline gelme riskinin arttığı bir yıl olmuştur. İzleme platformları bütçeleriyle alanı yönetirken; sinemaya gitme maliyetlerinin artması, geniş kitlelerin kültürel tüketime sadece evdeki ekranlardan ulaşmasına neden olmuştur. Bu durum, toplumsal birleşme alanları olan kültürel mekanların zayıflaması sonucunu doğurmuştur.
Sonuç
2025 yılı verileri, kültür ve sanatın ekonomik bunalımlar ve siyasi baskılar arasında nefes almaya çalıştığını kanıtlamıştır. 2026 gelecek öngörüsü; sanatı bir “tüketim nesnesi” olmaktan çıkarıp, özgür bir üretim alanı olarak yeniden inşa etmek üzerine kurulmalıdır. Medya için ise 2026, teknolojinin hızına karşı “gerçekliğin onurunu” koruma yılı olmak zorundadır.
EK: KÜLTÜR, SANAT VE MEDYA – GÜNCEL PERSPEKTİF
2025 yılı, dijital platformların ve algoritmaların sadece içeriği değil, aynı zamanda toplumsal beğeni standartlarını da tek tipleştirdiği bir yıl olmuştur. Küresel ölçekte “derin kurgu” (deepfake) teknolojilerinin ve yapay zeka tarafından üretilen dezenformasyonun ulaştığı boyut, sadece geleneksel medyanın değil, bizzat “gerçeklik” kavramının itibarını sarsmıştır. Kültür ve sanat, teknolojik imkanlarla demokratikleşiyor gibi görünse de, algoritmaların sadece “etkileşim getiren” içerikleri öne çıkarması, sanatsal derinliğin yerini hızla tüketilen ve çabuk unutulan bir sığlığa bırakmasına neden olmaktadır.
Türkiye bağlamında bu süreç, ekonomik kısıtlar ve kültürel kutuplaşmanın gölgesinde çok daha sancılı yaşanmaktadır. Artan yaşam maliyetleri, geniş kitleler için kültür ve sanatı bir “gereksinim” olmaktan çıkarıp “erişilemez bir lüks” haline getirirken; festivallerin ve etkinliklerin üzerindeki idari baskılar, sanatın özgürce nefes alabileceği alanları daraltmaktadır. Ana akım medyadaki nitelik kaybı ve bağımsız yayıncılığın ekonomik darboğazı, toplumun farklı kesimlerinin birbiriyle temas kurabileceği ortak kültürel platformların zayıflamasına, dolayısıyla sosyal bağların kopmasına yol açmaktadır.
2026’ya girerken en büyük risk, dijital gürültünün içinde nitelikli sanatın ve doğru haberin tamamen görünmez hale gelmesidir. Küresel çapta “içerik yorgunluğu” (content fatigue) baş gösterirken, Türkiye’de yaratıcı endüstrilerin beyin göçü ve kültürel hafızanın zayıflaması gibi yapısal sorunlarla yüzleşmesi gerekecektir. Sanatın bir propaganda veya ticari meta aracına dönüşmesine karşı verilecek mücadele, 2026’nın en önemli entelektüel sınavı olacaktır.
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım yardımı desteği sağlamıştır.
