Dünya’da ve Türkiye’de 2025
Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım asistanı olarak Gemini AI kullanılmıştır)
Özet: 2025 yılı, dünya nüfusunun %57’sinin şehirlerde yaşadığı ancak megakentlerin “barınma ve sürdürülebilirlik” sınavı verdiği bir yıl olmuştur. Bu makale; kıtasal bazda kentleşme modellerini, Türkiye’deki fahiş kira artışlarının yarattığı sosyal tahribatı ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle başlayan “tersine göç” hareketliliğini analiz etmektedir.
1. Küresel Kentleşme: Kıtalar Arası Farklılaşan Modeller
2025 yılı sonu itibarıyla kentleşme, her kıtada farklı sosyo-ekonomik dinamiklerle şekillenmektedir:
- Asya: “Mega-Bölgelerin” Yükselişi: Dünyadaki megakentlerin yarısından fazlasına ev sahipliği yapan Asya’da, şehirler artık birbirleriyle birleşerek devasa “mega-bölgeler” oluşturmaktadır. Çin’deki İnci Nehri Deltası gibi yapılar, 100 milyona yaklaşan nüfuslarıyla tarihin en büyük yerleşim komplekslerine dönüşmüştür. Ancak bu büyüme, hava kirliliği ve sosyal gözetim teknolojilerinin en yoğun hissedildiği alanları da yaratmıştır.
- Afrika: Kontrolsüz ve Hızlı Büyüme: 2025’te dünyanın en hızlı kentleşen kıtası Afrika olmuştur. Lagos (Nijerya) ve Kinşasa (Kongo) gibi şehirler, altyapı yatırımlarının çok ötesinde bir hızla büyümektedir. Bu durum, “modern şehir” ile “gecekondu (slum)” arasındaki uçurumu derinleştirerek ciddi bir insani kriz potansiyeli taşımaktadır.
- Amerika: Soylulaştırma ve Banliyö Paradoksu: Kuzey Amerika’da 2025 yılı, şehir merkezlerindeki “soylulaştırma” (gentrification) projeleri nedeniyle alt gelir grubunun iyice çeperlere itildiği bir yıl olmuştur. Güney Amerika’da ise (Brezilya, Arjantin) yüksek yoğunluklu kentleşme, ekonomik krizlerle birleşerek favela tipi yerleşimlerin kalıcı hale gelmesine yol açmıştır.
- Avrupa: Yaşlanan Şehirler ve “15 Dakikalık Kent” Vizyonu: Avrupa kentleşmesi 2025’te daha çok “nitelik” odaklıdır. Nüfus artışı durma noktasına gelmiş; Paris, Berlin ve Barselona gibi şehirler karbon ayak izini düşüren, her hizmete 15 dakikalık yürüyüşle ulaşılan “yeşil ve kompakt” şehir modellerine odaklanmıştır.
2. Türkiye’de Barınma Krizi: Sosyal Bir Problem Olarak Kira
Türkiye için 2025 yılının en yakıcı kentsel sorunu, kontrol edilemeyen kira artışları ve bunun yarattığı sınıfsal yer değiştirmedir:
- Kentsel Dışlanma: Büyük şehirlerde kiraların ortalama maaşların %70-80’ine ulaşması, öğretmen, polis ve sağlık çalışanı gibi temel kamu personelinin şehir merkezlerinden kaçmasına neden olmuştur. Bu, kentsel hizmet kalitesini tehdit eden ciddi bir “kamu güvenliği” meselesidir.
- Barınma Hakkı Tartışması: 2025 yılı, “konutun bir yatırım aracı mı yoksa temel bir hak mı” olduğu tartışmasının en sert yaşandığı yıl olarak kayıtlara geçmiştir.
3. Tersine Göç: Ekonomik Zorunluluktan Doğan Yeni Hareketlilik
2025 yılında Türkiye’de on yıllardır süregelen “köyden kente göç” eğilimi kırılma sinyalleri vermiştir:
- Büyük Şehirden Kaçış: Özellikle emekliler ve uzaktan çalışan genç profesyoneller, büyük şehirlerin kira ve yaşam maliyeti baskısından kurtulmak için Anadolu’nun daha küçük kentlerine veya kırsal bölgelere yönelmektedir.
- Ekonomik Sürgün: Pek çok düşük gelirli aile için bu durum bir tercihten ziyade, “megakentte tutunamama” neticesinde doğan bir zorunluluktur. Bu hareketlilik, Anadolu’daki küçük şehirlerin altyapı ve konut stoğu üzerinde beklenmedik bir talep baskısı yaratmaktadır.
4. İstanbul ve Deprem Dirençli Planlama
Türkiye’nin ekonomik kalbi İstanbul, 2025’te deprem riski ile barınma krizinin kesiştiği noktadadır:
- Dönüşümün Ekonomik Engeli: Kentsel dönüşümde ivme yakalansa da, yüksek inşaat maliyetleri vatandaşın güvenli konuta erişimini engellemektedir. Güvenli yapı, 2025 yılında maalesef bir “gelir düzeyi simgesi” haline gelmiştir.
- Ekolojik Eşik: İstanbul’un su kaynakları ve yeşil alanları, kontrolsüz nüfus yoğunluğu nedeniyle geri dönülemez bir tahribat süreci içerisindedir.
Sonuç
2025 yılı verileri göstermektedir ki; dünyada şehirler “ekonomik büyüme” odaklılıktan “insani yaşanabilirlik” odaklılığa geçmek zorundadır. Türkiye için 2026 vizyonu; büyük şehirler üzerindeki demografik yükü Anadolu’ya yayacak stratejik tersine göç politikalarını desteklemek, kira krizini yapısal reformlarla çözmek ve şehirleri sadece “beton yığını” değil, “dirençli yaşam ekosistemleri” olarak yeniden inşa etmektir.
EK: KENTLEŞME, MEĞAKENTLER VE YAŞANABİLİR ŞEHİRLERİN MUHASEBESİ
Bu makalede ele alınan kentsel büyüme oranları ve akıllı şehir projeleri, 2025 yılında dünya nüfusunun büyük kısmının metropollerde toplandığı gerçeği ışığında hayati bir önem taşımaktadır. Ancak istatistiksel büyümenin ötesinde, şehirlerin ruhunu ve yaşanabilirliğini etkileyen şu gayri resmi kırılmaları not etmek gerekir:
1. Küresel Barınma Krizi ve Gettoşlaşma Riski 2025 yılında Londra’dan Tokyo’ya kadar tüm megakentlerde konut fiyatlarının ulaşılamaz seviyelere çıkması, orta sınıfın şehir merkezlerinden dışlanmasına neden olmuştur. Şehirlerin sadece finans odaklı büyümesi, sosyal dokuyu bozarak yeni güvenlik ve adalet sorunlarını tetiklemiştir. Küresel ölçekte yaşanabilir bir kentleşme için en temel gereksinim, barınmanın bir rant aracı olmaktan çıkarılıp temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesidir.
2. Türkiye: Kentsel Dönüşümün Ulusal Güvenlik Boyutu Türkiye’de 2025 yılı, özellikle İstanbul gibi metropollerde deprem dirençli şehirler inşa etme çabasının ekonomik kısıtlarla çarpıştığı bir yıl olmuştur. Kentsel dönüşümün sadece binaları yenilemek değil, topyekun bir güvenli yaşam alanı oluşturma gereksinimi olduğu anlaşılmıştır. Bu sürecin başarısı, ulusal kaynakların doğru yönetilmesine ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulmasına bağlıdır.
3. Ulaşım Paradoksu ve Motorin Maliyetleri Metropollerde nüfus yoğunluğuna paralel olarak artan ulaşım gereksinimi, altyapı yetersizlikleri ve yüksek maliyetlerle karşı karşıyadır. Özellikle lojistik ve toplu taşıma ağlarında motorin maliyetlerindeki artışlar, kent içi yaşamın pahalılaşmasına ve tedarik zincirindeki aksamalara yol açmıştır. Akıllı ulaşım sistemlerine geçiş, sadece teknolojik bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluktur.
4. Şehir Planlamada Liyakat ve Akademik Normlar 2025 yılı, şehirlerin kaderinin sadece yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar karmaşık olduğunu göstermiştir. Şehir planlama süreçlerinin; jeoloji, sosyoloji ve mimari disiplinlerin akademik normlarına sadık kalarak, liyakatli kadrolar tarafından yürütülmesi temel bir gereksinimdir. Bilimsel veriyi dışlayan ve liyakati göz ardı eden her imar kararı, gelecekte toplumsal bir felakete davetiye çıkarmaktadır.
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.
