Aydın Tiryaki

İKLİM, ÇEVRE VE ENERJİ (Makale 9)

Dünya’da ve Türkiye’de 2025

Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım asistanı olarak Gemini AI kullanılmıştır)

Özet: 2025 yılı, iklim hedefleri ile ekonomik hayatta kalma arzusu arasındaki çatışmanın en keskin yaşandığı yıl olmuştur. Bu makale; küresel ısınmadaki kritik eşiği, Türkiye’nin düşük kaliteli yerli kömüre olan bağımlılığını, tartışmalı madencilik yasalarının ekosistem üzerindeki etkilerini ve nükleer enerjideki gerçek tabloyu analiz etmektedir.

Giriş: Isınan Gezegen ve Stratejik Çıkmazlar

2025 yılı, küresel sıcaklık ortalamalarının sanayi öncesi dönemin 1,5°C üzerine çıktığı bir “kırılma yılı” olarak tescil edilmiştir. Bu ısınma sadece bir meteoroloji verisi değil; gıda güvenliğinden göç dalgalarına kadar her alanı etkileyen sistemik bir krizdir. Brezilya’daki COP30 zirvesinde “fosil yakıtlardan çıkış” sözleri verilmiş olsa da, saha gerçekleri çok daha farklı bir tablo sunmaktadır.

1. Türkiye’nin Kömür Paradoksu ve Karbon Ayak İzi

Türkiye, enerji bağımsızlığı adına yerli kömüre (linyit) öncelik vermeye 2025 yılında da devam etmiştir. Ancak bu tercihin ağır bir çevresel maliyeti bulunmaktadır:

  • Kömürün Payı: Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık %30-35’i hala kömürden, özellikle de düşük kalorili yerli linyitten sağlanmaktadır.
  • Düşük Kalite, Yüksek Emisyon: Türkiye’deki linyit yataklarının yüksek nem ve kükürt oranı, enerji birimi başına düşen karbon ayak izini devasa boyutlara taşımaktadır. Bu durum, Türkiye’yi “Sınırda Karbon Düzenlemesi” kapsamında küresel pazarlarda en riskli ülkelerden biri haline getirmektedir.

2. “Vahşi Madencilik” ve Zeytinliklerin Savunması

2025 yılında Türkiye’nin çevre gündemindeki en sıcak başlık, madencilik faaliyetlerinin tarım ve orman alanlarına yayılması olmuştur:

  • Yasal Düzenlemeler ve Zeytin Ağaçları: Madencilik yönetmeliklerinde yapılan ve zeytinliklerin maden sahasına açılmasına olanak tanıyan tartışmalı düzenlemeler, 2025 yılında hukuksal ve toplumsal direnişin odağı olmuştur. Binlerce yıllık zeytin ekosisteminin “kamu yararı” adı altında maden faaliyetlerine feda edilmesi, tarımsal geleceğimizi tehdit eden temel bir unsur olarak kaydedilmiştir.
  • Ekolojik Tahribat: “Vahşi madencilik” olarak adlandırılan denetimsiz ve rehabilitasyonsuz faaliyetler; Akbelen’den Kaz Dağları’na kadar pek çok bölgede orman bütünlüğünü bozmuş ve yerel su havzalarını kirletmiştir.

3. Akkuyu Nükleer Güç Santrali: Gerçek Durum

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki süreç 2025 yılında stratejik bir aşamaya gelmiş olsa da beklentilerin gerisinde kalmıştır:

  • Üretim Durumu: 2025 sonu itibarıyla ilk ünitede yakıt yükleme ve düşük güçteki test üretimleri gerçekleşmiştir. Ancak teknik karmaşıklıklar ve tedarik zinciri aksamaları nedeniyle, santralin ticari olarak tam kapasiteyle ulusal şebekeyi beslemesi henüz başlangıç aşamasındadır.
  • Enerji Sepetindeki Yeri: Akkuyu, Türkiye’nin baz yük enerji ihtiyacı için kritik bir adım olsa da, nükleer enerjinin “yenilenebilir enerjinin alternatifi mi yoksa tamamlayıcısı mı” olduğu tartışması güncelliğini korumaktadır.

4. Su Fakiri Türkiye: 2025 Kuraklık Karnesi

Türkiye, 2025 yılında “su stresi” yaşayan bir ülke olmaktan çıkıp, birçok havzada “su fakirliği” sınırına dayanmıştır.

  • Hidroelektrikte Kayıp: Barajlardaki su seviyelerinin düşmesi, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesindeki hidroelektrik payını düşürmüş; bu açık yine karbon yoğunluğu yüksek kömür ve ithal doğal gaz ile kapatılmak zorunda kalınmıştır.

Sonuç

2025 yılı, Türkiye için çevrenin ekonomiyle, zeytinin madenle, yeşil dönüşümün ise linyit gerçeğiyle çarpıştığı bir yıl olmuştur. 2026 yılı için temel vizyon; zeytinlikler ve ormanlar gibi geri döndürülemez ekosistemleri koruyan, yerli kömür bağımlılığını azaltacak gerçekçi bir enerji planlaması yapmak ve nükleer enerjiyi tüm güvenlik ve atık riskleriyle birlikte şeffaf bir şekilde yönetmektir.

EK: İKLİM KRİZİ, YEŞİL ENERJİ VE ÇEVRESEL LİYAKATİN MUHASEBESİ

Bu makalede ele alınan karbon emisyon oranları ve yenilenebilir enerji yatırımları, 2025 yılının en sıcak yıl olma rekorlarıyla sarsıldığı gerçeği karşısında stratejik bir önem taşımaktadır. Ancak istatistiklerin ötesinde, ekolojik dengenin korunması ve enerji politikalarının geleceği adına şu gayri resmi kırılmaları not etmek gerekir:

1. Küresel “Yeşil Boyama” (Greenwashing) ve Enerji Paradoksu 2025 yılında dünya genelinde birçok şirket ve ülke, “karbon nötr” hedeflerini uluslararası kamuoyuna parıltılı raporlarla sunsa da, gerçekte fosil yakıt kullanımının farklı formlarda devam ettiği bir “yeşil boyama” süreci yaşanmıştır. Küresel ölçekte gerçek bir yeşil dönüşümün en temel gereksinimi, finansal kâr hırsının ekolojik gerçeklerin önüne geçmesini engelleyecek şeffaf denetim mekanizmalarının kurulmasıdır.

2. Türkiye: Enerji Arz Güvenliği ve Ulusal Kaynakların Yönetimi Türkiye, 2025 yılında rüzgar ve güneş enerjisinde ulusal kapasitesini artırma yönünde önemli adımlar atmıştır. Ancak bu dönüşüm süreci, sanayinin ve ulaşımın hala fosil yakıtlara olan bağımlılığıyla çelişmektedir. Özellikle lojistik sektöründe motorin fiyatlarındaki dalgalanmalar ve enerji maliyetleri, ekonomik refahı doğrudan etkileyen bir unsur olmaya devam etmiştir. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, sadece bir ekonomik tercih değil, ulusal bir güvenlik meselesidir.

3. Çevresel Tahribat ve Yerel Ekoloji Sınavı Türkiye özelinde 2025 yılı, madencilik faaliyetleri ve hızlı kentleşme baskısı altında kalan doğal alanların korunması konusunda büyük bir sınav yılı olmuştur. Orman varlıklarının ve su havzalarının korunması, sadece çevreci bir duyarlılık değil, gelecek kuşakların yaşam hakkı için bir zorunluluktur. Ulusal çevre politikalarının, kısa vadeli ekonomik kazançlar yerine uzun vadeli ekolojik sürdürülebilirliği öncelemesi temel bir gereksinimdir.

4. Akademik Normlar ve Çevresel Liyakat Çevre ve enerji politikalarının liyakatli kadrolar ve akademik normlara dayalı bilimsel verilerle yönetilmesi, 2025’in en net derslerinden biri olmuştur. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçlerinin ve enerji planlamalarının siyasi etkilerden arındırılarak liyakat esaslı yürütülmesi, doğa üzerindeki geri dönülemez hasarların önlenmesi için tek yoldur. Bilimsel veriyi ve akademik liyakati dışlayan her adım, çevre krizini bir felakete dönüştürme riski taşımaktadır.


Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.

Aydın'ın dağarcığı

Hakkında

Aydın’ın Dağarcığı’na hoş geldiniz. Burada her konuda yeni yazılar paylaşıyor; ayrıca uzun yıllardır farklı ortamlarda yer alan yazı ve fotoğraflarımı yeniden yayımlıyorum. Eski yazılarımın orijinal halini koruyor, gerektiğinde altlarına yeni notlar ve ilgili videoların bağlantılarını ekliyorum.
Aydın Tiryaki

Ara