Dünya’da ve Türkiye’de 2025
Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım asistanı olarak Gemini AI kullanılmıştır)
Özet: 2025 yılı, eğitimde dijitalleşmenin ötesine geçilerek “kişiselleştirilmiş öğrenme” modellerinin ana akım haline geldiği bir yıl olmuştur. Bu makale, PISA verileri ışığında küresel eğitim liderlerini, Türkiye’nin OECD içindeki akademik performansını ve toplumun eğitim politikalarına yönelik %70’lik memnuniyetsizlik oranını analiz etmektedir.
Giriş: Eğitimin Yeni Paradigması
2025 yılı, geleneksel sınıf modellerinin yapay zeka destekli bireysel müfredatlarla yer değiştirdiği bir dönüm noktasıdır. Bilginin sadece aktarılmadığı, analiz ve sentez yeteneklerinin ölçüldüğü bu yeni dönemde, eğitim sistemleri uluslararası rekabetin en temel belirleyicisi haline gelmiştir. 2025 PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sonuçları, sadece akademik başarıyı değil, öğrencilerin dijital okuryazarlık ve problem çözme becerilerini de ortaya koymuştur.
1. Küresel Eğitim Liderleri: Estonya ve Singapur Modeli
2025 yılında PISA sıralamasında zirveyi yine Uzak Doğu ve Kuzey Avrupa ülkeleri paylaşmıştır.
- Singapur ve Doğu Asya: Matematik ve fen bilimlerinde mutlak hakimiyetini koruyan Singapur, eğitim sistemini tamamen yapay zeka entegrasyonu üzerine yeniden inşa etmiştir.
- Estonya Etkisi: Avrupa’nın eğitim lideri Estonya, dijital eğitimi bir yaşam biçimi haline getirerek okullar arasındaki başarı farkını en aza indirmeyi başarmıştır. 2025 itibarıyla Estonya, öğrenci başına düşen teknolojik yatırımda dünya birincisidir.
2. Türkiye’nin PISA Karnesi: İlerleme ve Engeller
Türkiye, 2025 yılı PISA verilerine göre OECD ülkeleri arasında 32. sırada yer almaktadır.
- Akademik Yükseliş: Özellikle fen bilimleri ve matematik alanlarında, Türkiye’nin son 5 yıllık periyotta puan bazında yukarı yönlü bir grafik çizdiği görülmektedir. Bu durum, teknik liselere ve sayısal eğitime yapılan yatırımların bir sonucu olarak yorumlanmaktadır.
- Okuma Becerileri: Akademik başarının aksine, okuduğunu anlama ve eleştirel düşünme alanında Türkiye, OECD ortalamasının altında kalmaya devam etmiştir. Bu durum, eğitim sistemindeki ezberci yapının hala bir engel teşkil ettiğini göstermektedir.
3. Toplumsal Algı: %70’lik Memnuniyetsizlik
Eğitimdeki puan artışlarına rağmen, Türkiye’de halkın eğitim sistemine olan güveni 2025 yılında tarihsel bir dip noktadadır.
- Eğitim Politikaları: Kamuoyu araştırmaları, toplumun %70’inden fazlasının mevcut eğitim politikalarından memnun olmadığını ortaya koymaktadır. Sık değişen sınav sistemleri ve müfredat güncellemeleri, veliler ve öğrenciler üzerinde bir belirsizlik yükü oluşturmaktadır.
- Liyakat ve İstihdam: Eğitimin iş gücü piyasasıyla uyumsuzluğu, üniversite mezunu gençler arasındaki yüksek işsizlik oranları, sistemin “nitelik” açısından sorgulanmasına neden olmaktadır.
4. Yapay Zekanın Eğitime Entegrasyonu
2025 yılı, Türkiye’deki okullarda yapay zeka destekli “asistan öğretmen” uygulamalarının pilot aşamasını tamamladığı yıl olmuştur. Ancak bu teknolojik hamlenin bölgeler arasındaki fırsat eşitsizliğini (dijital uçurum) derinleştirme riski, yılın en çok tartışılan pedagojik konusu olmuştur.
Sonuç
2025 verileri, Türkiye’nin eğitimde sayısal olarak bir ivme yakaladığını ancak niteliksel memnuniyet ve eşitlik açısından hala büyük sınavlar verdiğini kanıtlamıştır. 2026 yılı için temel hedef, sadece PISA puanlarını artırmak değil, toplumun her kesiminin adil ve nitelikli eğitime erişebildiği, istihdamla uyumlu bir yapıyı kalıcı hale getirmek olmalıdır.
EK: EĞİTİMDE NİTELİK, LİYAKAT VE AKADEMİK NORMLARIN MUHASEBESİ
Bu makalede incelenen PISA skorları ve küresel eğitim modelleri, eğitimin sadece teknik bir başarı ölçütü olduğunu varsaysa da, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de eğitimin özünü etkileyen daha derin ve yapısal sorunlar gün yüzüne çıkmıştır. Verilerin ötesindeki gerçeği şu başlıklarla not etmek gerekir:
1. PISA Skorları ve Nitelik Yanılsaması Türkiye’nin PISA testlerinde bazı alanlarda gösterdiği sayısal artış, eğitimdeki gerçek niteliği yansıtmaktan uzaktır. Ezbere dayalı sistem, öğrencilerin küresel standartlarda rekabet edebilecek eleştirel düşünme ve yaratıcı problem çözme becerilerini geliştirmekte yetersiz kalmaktadır. Eğitimde asıl gereksinim, sadece puan artışı değil, bilginin bir yaşam pratiğine dönüştürülmesidir.
2. Tabela Üniversiteleri ve Akademik Normların Aşınması 2025 yılına gelindiğinde, her şehre açılan ve “tabela üniversitesi” olarak nitelendirilen kurumların yarattığı nitelik kaybı zirveye ulaşmıştır. Akademik derinlikten yoksun bu kurumlar, sadece diploma üreten merkezlere dönüşürken, köklü üniversitelerin bile akademik normlardan uzaklaşması ulusal bilimsel üretkenliğe ağır bir darbe vurmuştur. Üniversitelerin sayısındaki artış, eğitimli işsiz sayısını artırmaktan başka bir sonuç doğurmamaktadır.
3. Liyakat Krizi ve Kurumsal Çöküş Eğitim bürokrasisinden akademik kadrolara kadar her kademede liyakat yerine siyasi ve ideolojik yakınlıkların belirleyici olması, kurumsal güveni temelinden sarsmıştır. Akademik liyakatin devre dışı bırakıldığı bir sistemde, nitelikli bir eğitimden söz etmek imkansızdır. 2025 yılı, eğitim kurumlarının özerkliğini yitirdiği ve bilimsel özgürlüğün dar bir alana sıkıştığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir.
4. Beyin Göçü ve Kayıp Gelecek Eğitim sistemindeki bu niteliksel çöküş ve liyakat eksikliği, Türkiye’nin en parlak zihinlerinin yurt dışına gitme arzusunu tetikleyen en büyük unsurdur. Ülkenin ulusal kaynaklarıyla yetiştirdiği zihinlerin başka ülkelerin kalkınmasına hizmet etmesi, 2025’in en acı demografik ve eğitsel kaybıdır. Eğitimdeki bu kan kaybı, sadece bugünün değil, geleceğin de kaybedilmesi anlamına gelmektedir.
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.
