Dünya’da ve Türkiye’de 2025
Aydın Tiryaki (31 Aralık 2025)
(Bilgi derleme ve yazım asistanı olarak Gemini AI kullanılmıştır)
Özet: 2025 yılı, küresel ölçekte “demokratik gerileme” tartışmalarının gölgesinde, otoriter eğilimler ile özgürlük arayışları arasındaki mücadelenin keskinleştiği bir yıl olmuştur. Bu makale, Türkiye’nin demokrasi endekslerindeki “Hibrit Rejim” konumunu, basın özgürlüğündeki yerini ve toplumsal cinsiyet eşitliği karnesini dünya verileriyle karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir.
Giriş: Küresel Demokrasi Çıkmazı
2025 yılı sonu itibarıyla dünya siyasi haritası, özgürlüklerin genişlediği bir alandan ziyade, güvenliğin özgürlüğe tercih edildiği daralan bir çemberi andırmaktadır. Economist Intelligence Unit (EIU) ve Freedom House gibi kurumların 2025 raporları, dünya nüfusunun yarısından fazlasının tam demokratik olmayan rejimlerde yaşadığını teyit etmektedir. 2025, demokrasinin sadece bir sandık meselesi değil, aynı zamanda kurumların ve hukukun üstünlüğünün korunması meselesi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
1. Dünya Demokrasi Endeksi ve Türkiye’nin “Hibrit” Konumu
Türkiye, 2025 yılında Demokrasi Endeksi’nde 167 ülke arasında 103. sırada yer alarak “Hibrit Rejim” kategorisindeki yerini korumuştur.
- Liderler ve Geride Kalanlar: Norveç, Yeni Zelanda ve İzlanda “Tam Demokrasi” kategorisinin zirvesinde yer alırken; Afganistan, Kuzey Kore ve Myanmar listenin en sonunda, temel insan haklarının yok sayıldığı noktadadır.
- Hibrit Rejim Sınavı: Türkiye’nin bulunduğu kategori, seçimlerin yapıldığı ancak sivil özgürlükler, siyasi kültür ve hukukun işleyişi gibi alanlarda ciddi yapısal sorunların yaşandığı yönetimleri tanımlamaktadır. 2025 yılı, bu kategoriden “Kusurlu Demokrasi”ye geçiş çabaları ile statükoyu koruma eğilimleri arasındaki çekişmeye sahne olmuştur.
2. Basın Özgürlüğü: 159. Sıradaki Mücadele
İfade özgürlüğü, 2025 yılında dijital sansür ve dezenformasyon yasalarıyla en çok baskı altına alınan alanlardan biri olmuştur.
- Sıralama: Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2025 raporuna göre Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 159. sırada yer almaktadır.
- Dijital Medya ve Gözetim: Geleneksel medyanın kontrolü kadar, sosyal medya mecralarına yönelik erişim engelleri ve içerik kaldırma talepleri de 2025’in “gri alanlarını” oluşturmuştur. Türkiye, internet özgürlüğü kategorisinde “Özgür Olmayan” ile “Kısmen Özgür” arasındaki sınır hattında yılı kapatmaktadır.
3. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: 135. Sıradaki Gerileme
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu, Türkiye için en çarpıcı verilerden birini sunmuştur.
- Siyasi Güçlenme ve Ekonomi: Türkiye, 148 ülke arasında 135. sıraya gerileyerek bir önceki yıla göre 8 basamak kaybetmiştir. Özellikle kadınların siyasete katılımı (139. sıra) ve üst düzey yönetimdeki temsiliyeti, Türkiye’nin küresel ortalamanın oldukça altında kalmasına neden olmuştur.
- Eğitim ve Sağlık: Türkiye’nin en güçlü olduğu alanlar eğitim ve sağlıkta eşitlik (üst sıralarda) olsa da, bu durumun iş gücüne ve karar alma mekanizmalarına yansımaması temel bir çelişki olarak kaydedilmiştir.
Sonuç
2025 yılı, Türkiye için ekonomik başarıların ve teknolojik atılımların, demokratik standartlar ve temel haklarla taçlandırılmadığı sürece sürdürülebilir refah yaratmakta zorlanacağını göstermiştir. 2026 yılına girerken temel hedef, sadece “hibrit” bir yapıyı korumak değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve evrensel demokratik değerlerle uyumlu bir hukuk devletini inşa etmek olmalıdır.
EK: DEMOKRATİK STANDARTLAR VE ÖZGÜRLÜKLERİN KÜRESEL VE ULUSAL GERÇEĞİ
Bu makalede ele alınan endeksler ve yasal düzenlemeler, Türkiye’nin demokratik yapısını analiz etse de, 2025 yılı hem küresel hem de yerel ölçekte kağıt üzerindeki verilerin ötesine geçen “fiili” bir sınav yılı olmuştur. Toplumsal vicdanı ve hukuk güvenliğini doğrudan etkileyen bazı gayri resmi kırılmaları şu şekilde not etmek gerekir:
1. Küresel Ölçekte “Sorumlu-Sorunlu” Paradoksu 2025 yılında dünya genelinde, demokrasiyi korumakla yükümlü olan liderlerin ve kurumların bizzat demokratik yapıyı içeriden aşındırdığı bir “sorumlu-sorunlu” paradoksu yaşanmıştır.
- ABD: Trump döneminin getirdiği aşırı kutuplaşma, demokratik kurumların tarafsızlığını yitirmesine ve denetleme mekanizmalarının felç olmasına yol açmıştır.
- Rusya ve Macaristan: Bu ülkelerde otoriter yapıların “illiberal demokrasi” adı altında hukuk devletini tamamen devre dışı bırakması, ulusal güvenlik gerekçesiyle bireysel özgürlüklerin sistematik olarak kısıtlanmasına neden olmuştur.
- Hindistan: Dini ve etnik milliyetçiliğin devlet eliyle körüklenmesi, azınlık haklarının ve ifade özgürlüğünün bizzat devlet organları tarafından tehdit edildiği bir yapı doğurmuştur.
2. Yerel Yönetimler ve Hukukun Siyasal Araçsallaşması Türkiye özelinde 2025 yılı, yerel demokrasinin “hukuki kuşatma” altında kaldığı bir yıl olarak hafızalara kazınmıştır. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) üzerinde yoğunlaşan soruşturmalar ve yargı süreçleri, seçimle gelenin ancak yargı eliyle sınırlandırılabileceği bir siyasal iklimi kemikleştirmiştir. Bu durum, sadece yerel yönetimlerin özerkliğini değil, seçmenin iradesine duyulan ulusal güveni de sarsan temel bir sarsıntıya dönüşmüştür.
3. Basın Özgürlüğü ve Gerçeğe Duyulan Gereksinim Yıl boyunca dezenformasyonla mücadele adı altında yürütülen yasal süreçler, birçok gazetecinin tutuklanmasıyla sonuçlanmıştır. Gazeteciliğin bir hak arama kürsüsünden ziyade bir suç mahalli gibi gösterilmeye çalışılması, toplumun doğru bilgiye duyduğu gereksinimi manipülasyona açık hale getirmiştir. 2025, gerçeği söylemenin bedelinin adliye koridorlarında ödendiği sarsıcı bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir.
4. 19 Mart: Düşünsel Bir Direniş Eşiği Bu analiz serisinin ruhunu oluşturan 19 Mart tarihi, 2025 yılında rasyonel düşüncenin ve ifade özgürlüğünün “teslim olmama” iradesini temsil eder. Bilginin karartıldığı ve yargı süreçlerinin birer “siyasi enstrüman” olarak kullanıldığı bir ortamda, bu tür tarihler toplumun demokratik reflekslerini hatırlatan birer zihinsel fener görevi görmektedir.
5. Kurumsal Liyakat ve Akademik Normların Savunulması Demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığı, kurumsal liyakat ve akademik özerklikle desteklenmesi gerektiği 2025’in en acı derslerinden biri olmuştur. Üniversitelerin ve yargı kurumlarının ulusal standartlardan uzaklaşarak belirli siyasi odakların etkisine girmesi, özgürlüklerin en büyük güvencesi olan “denetleme ve dengeleme” mekanizmalarını zayıflatmıştır. Liyakate dayanmayan her atama, aslında demokratik bir gereksinimin gasbı olarak değerlendirilmelidir.
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri bizzat yazara aittir. Yapay zeka ise tamamen yazarın soruları, talepleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda ilgili konuların araştırılması ve derlenmesinde bir bilgi kaynağı olarak kullanılmış; ayrıca metnin oluşturulması sürecinde yazım asistanlığı desteği sağlamıştır.
