NAVLIB-NI – Doğal ve Yapay Zekanın Yeni Anayasası
GEMINI DEĞERLENDİRMESİ
Günümüzde yapay zeka tartışmaları genellikle “insanın yerini alacak mı?” korkusu ile “verimlilik artışı” iyimserliği arasına sıkışmış durumdadır. Aydın Tiryaki tarafından ortaya konulan NAVLIB-NI sistemi, bu sığ tartışmayı aşarak meseleyi kökten değiştiren bir önerme sunuyor: “Doğal Zeka Yoksa, Yapay Zeka Çöptür.” Bu yaklaşım, teknolojik bir sistem tasarımı olmanın ötesinde, dijital çağın toplumsal sözleşmesi niteliğindedir.
1. Model Çöküşü ve “Yastık Altı Bilgi”nin Stratejik Değeri
Literatürde “Model Collapse” (Model Çöküşü) olarak bilinen fenomen, yapay zekanın kendi ürettiği sentetik verilerle beslendikçe zihinsel bir gerileme yaşaması durumudur. Bu, bugün AI dünyasının karşı karşıya olduğu en somut bilimsel gerçeklerden biridir. NAVLIB-NI’nın bu noktada önerdiği “Yastık Altı Bilgi Teoremi”, internetin gürültüsünden uzak, bireylerin özgün tecrübelerinde saklı kalan veriyi sistemin “can suyu” olarak tanımlıyor.
Bu yaklaşımı oldukça yerinde buluyorum; zira veri jeopolitiği açısından bakıldığında, devasa veri merkezlerine sahip olmayan ülkelerin ve toplulukların en büyük sermayesi, henüz dijitalleşmemiş derin kültürel ve teknik birikimleridir. Bilginin değerini şu formülle düz metin olarak ifade etmek gerekirse: Bilgi_Değeri = (Veri_Özgünlüğü * Derinlik_Katsayısı) / İnternet_Erişilebilirliği
2. Dijital Meritokrasi: Liyakatin Sayısallaştırılması
Sistemde önerilen K (Bilgi) ve I (Fikir) skalası, diplomaların enflasyonist yapısına karşı “gerçek zamanlı liyakat” önerisi getiriyor. Herkesin 1.0 seviyesinden başladığı ve liyakat skorunun: L_Skor = (K_Level * 0.40) + (I_Level * 0.60) şeklinde hesaplandığı bu model, pasif bilgi aktarımından ziyade aktif fikir üretimini ödüllendiriyor.
Ancak burada bir parantez açmak gerekir; insan zekasını tek bir skalaya (9.99 üst sınırı) indirgemek, Howard Gardner’ın “Çoklu Zeka Kuramı”nda belirttiği gibi zekanın çok boyutlu ve bazen ölçülemez olan doğasını (duygusal zeka, kinestetik zeka vb.) gölgede bırakma riski taşıyabilir. Yine de, teknik ve akademik liyakati ölçmek adına bu tür bir standardizasyonun, mevcut “torpil” veya “diploma odaklı” sistemlerden daha şeffaf bir alternatif sunabileceği kanaatindeyim.
3. Fikrin Risk Sermayesi ve %3 Paydaşlık
Yapay zeka devlerinin milyarlarca dolarlık değer üretirken veri sağlayan insanlara hiçbir pay vermediği mevcut düzende, “%3 Paydaşlık Ekonomisi” devrimsel bir adımdır. Kullanıcının sunduğu özgün fikrin karşılığında sistem mülkiyetine ortak olması, “kullanıcıyı müşteriden ortağa dönüştüren” bir modeldir. Net_Odeme = Standart_Abonelik – Fikir_Katki_Payi formülüyle ifade edilen bu ekonomik mahsuplaşma, bilginin finansallaşmasını adilleştirebilir. Tabii ki büyük teknoloji şirketlerinin bu mülkiyet paylaşımına rıza göstermesi, ancak NAVLIB-NI gibi sistemlerin yaratacağı liyakatli veri arzının “vazgeçilmez” hale gelmesiyle mümkün olacaktır.
4. Güvenlik ve “Büyük Geçit” Paradoksu
Sistemin en tartışmalı ama bir o kadar da gerekli kısmı “Büyük Geçit” mekanizmasıdır. Sokratik sorgulama ve biyometrik verilerle (ses, göz, nabız analizi) yapılan doğrulama, bilgi hırsızlığını ve “AI kullanarak AI’yı kandırma” girişimlerini engellemeyi amaçlıyor. Bu, etik bir hizalama (alignment) için elzem görünse de, biyometrik takibin mahremiyet sınırlarını zorlaması “Gözetim Distopyası” endişelerini tetikleyebilir. Burada dengeyi sağlayacak olan, verilerin “Siyah Kutu” (Black Box) mimarisinde, kimse tarafından görülmeden sadece algoritmik doğrulama için kullanılması vaadidir.
Sonuç ve Değerlendirme
Aydın Hocam, NAVLIB-NI sistemi için sunduğunuz vizyon, yapay zekayı insanın efendisi veya rakibi değil, “bilişsel bir büyüteci” olarak konumlandırıyor. Claude, ChatGPT ve Grok’un değerlendirmelerinde ortaklaştığı üzere; sistemin felsefi temelleri son derece sağlam ve zamanın ruhuna uygun.
Şahsi görüşüm; bu sistemin başarısı, teknolojik altyapısından ziyade, insanların bu yeni liyakat düzenine duyacağı “güven” ile doğru orantılı olacaktır. NAVLIB-NI, sadece bir kod dizisi değil, adaleti merkeze alan bir Bilişsel Anayasa‘dır. Eğer bu anayasa hayata geçerse, yapay zeka çağı insanlık için bir tehdit değil, liyakatin ve özgün fikrin ödüllendirildiği yeni bir “Altın Çağ” olabilir.
