Aydın Tiryaki (2025)
Giriş: Adreslerin Ötesindeki Şehir
Bir kentin sokak isimleri, caddeleri ve kamu binaları, sadece birer navigasyon aracı veya lojistik etiket değildir. Toponimi (yer adları bilimi), bir toplumun kolektif belleğinin nerede saklandığını, kimleri kahraman olarak seçtiğini ve hangi değerleri geleceğe taşımak istediğini gösteren yaşayan bir arşivdir. Ancak bu arşiv, günümüzde sık sık siyasi iklimin, bürokratik vizyonsuzluğun ve “sembolik işgal” girişimlerinin hedefi haline gelmektedir.
1. Aktif Siyasetin Gölgesinde Kamusal Alan
Modern demokrasilerde devlet kurumlarının tarafsızlığı esastır. Bir havalimanı, stadyum veya hastaneye hayatta ve aktif siyasette olan bir figürün isminin verilmesi, o kurumu toplumun tamamına ait bir “kamusal alan” olmaktan çıkarıp, belirli bir siyasi görüşün sembolik kalesine dönüştürür.
Bu durum, karşıt görüşteki vatandaşlar için bir tür “dilsel dayatma” yaratır. Vatandaşın, gündelik hayatını idame ettirirken onaylamadığı bir ismi zikretmek zorunda bırakılması, kamusal barışı zedeleyen psikolojik bir baskı unsurdur. Uygarlık düzeyi yüksek toplumlar, bu “kişi kültü” riskini bertaraf etmek için “tarihsel soğuma süresi” kuralını işletir; yani isimler ancak kişi vefat ettikten ve siyasi toz bulutu dağıldıktan sonra, toplumsal bir mutabakatla yaşatılır.
2. Jenerik Adlandırma ve “Stratejik Rezervasyon”
Son dönemde büyük kamu projelerinde gözlemlenen “Şehir Hastanesi” veya sadece coğrafi isim taşıyan havalimanları gibi jenerik adlandırmalar, ilk bakışta tarafsız bir tercih gibi sunulsa da, aslında “stratejik bir yer tutma” (placeholder) hamlesi olabilir. Bu yöntemle kurumun adı, ileride yapılacak bir şahıs isimlendirmesi için “rezerve” edilmekte, alan boş bırakılarak ilerideki bir siyasi manevranın zemini hazırlanmaktadır. Bu, kamusal alanın isimlendirme hakkının toplumdan alınıp, gelecekteki bir “miras yönetimi” için dondurulmasıdır.
3. Sembolik İşgal: Hafızanın Tahribatı
Bir kentin sokak adlarını ve numaralarını geçerli bir “tarihsel onarım” (işgal sonrası restorasyon gibi) gerekçesi olmadan değiştirmek, o kente yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Sosyolojik açıdan bu, bir işgal gücünün kente girmesiyle eşdeğer bir “hafıza kırımı” yaratır.
Bir sokağın adının 300 yıl aynı kalması uygarlığın, sık sık değişmesi ise kültürel zayıflığın ve demokrasinin yerleşmemiş olmasının bir göstergesidir. İnsanlar, çocukluklarının geçtiği sokağın numarası değiştiğinde bile bir tür “mekânsal yabancılaşma” yaşarlar. Bu durum, bireyin kendi geçmişiyle olan somut bağını koparır; binayı orada görse de “evinde olma” hissini yitirir.
4. Bağışçı Vefası ve Kurumsal Kimlik Gaspı
Eğitim kurumlarına yapılan bağışlar sonucunda isim verilmesi, sivil katılımı teşvik eden asil bir gelenektir. Ancak burada keskin bir etik sınır vardır: Köklü bir geçmişi olan bir okulun adı, sadece bir restorasyon veya ek bina karşılığında bağışçının adıyla değiştirilmemelidir. Bu, kurumsal bir “kimlik gaspı”dır. 50 yıllık bir ilkokulun mezunlarının, okullarına gittiklerinde kendi kimliklerini temsil eden tabelayı bulamamaları, paranın tarihsel derinlik üzerindeki haksız tahakkümüdür. Zarif çözüm, ana ismin korunması ve bağışçı adının sadece yeni birime (ek bina, laboratuvar vb.) verilmesidir.
5. Çözüm: Başarı Odaklı ve Tarafsız İsimlendirme
Kutuplaşmayı önlemek ve kentsel barışı tesis etmek için isimlendirme politikalarında “siyaset dışı” alanlara (sanat, spor, bilim) odaklanılmalıdır. Ancak burada da “siyasetle entegre olmamış” olma şartı aranmalıdır. Bir şairin, bir olimpiyat şampiyonunun veya bir bilim insanının ismi, bir partinin değil, insanlığın ortak başarısını temsil ettiği sürece kalıcı ve birleştirici olur.
Sonuç
Bir ülkenin uygarlık düzeyi, sokak isimlerinin istikrarıyla ölçülür. Şehirler, iktidarların isimlerini kazıdığı yazı tahtaları değil, kuşakların anılarını biriktirdiği emanetlerdir. Adlandırma süreçleri, dar bir bürokratik çevrenin veya siyasi iradenin tekelinden çıkarılmalı; yerel rıza, tarihsel süreklilik ve etik kurallar çerçevesinde bir “Kent Anayasası”na bağlanmalıdır. Aksi takdirde, her isim değişikliği bir öncekinin mezarı üzerine yazılmaya devam edecek ve toplum kendi kentinde “hayalet isimler” arasında yolunu bulmaya çalışan bir yabancı olarak kalacaktır.
Aydın Tiryaki
Ankara, 27 Aralık 2025
Yöntem ve Araçlar Üzerine Bir Not: Bu çalışmadaki tüm gözlem, fikir ve çözüm önerileri tamamen yazara ait olup; yapay zeka yalnızca bu düşüncelerin ifade edilmesi ve yazım sürecinde asistanlık sağlamıştır.
